İçeriğe Atla

Ankara'nın Stratejik Hamlesi: Suudi-Pakistan İttifakı Radarda

Ankara'nın Stratejik Hamlesi: Suudi-Pakistan İttifakı Radarda 🌍 Dünya
AI destekli
... 4 dk Kaynak

Ankara, bölgesel güç dengelerini kökten değiştirebilecek stratejik bir hamleye hazırlanıyor. Bloomberg'in son raporuna göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Eylül ayında imzalanan ve ülkelerden birine yönelik her türlü saldırıyı diğerine yapılmış sayan savunma ittifakına katılmak üzere yoğun ve ileri aşamada görüşmeler yürütüyor. Diplomatik kaynaklar, bu potansiyel katılımın sadece Ankara'nın bölgesel ve küresel stratejik konumunu güçlendirme arayışının kritik bir parçası olmakla kalmayacağını, aynı zamanda Orta Doğu ve ötesindeki güç dengesini derinden etkileyeceğini belirtiyor. Söz konusu ittifak, halihazırdaki bölgesel dinamikler üzerinde önemli tesirler yaratacak; Türkiye'nin bu adımla özellikle savunma sanayii iş birlikleri ile ortak askeri tatbikatlar gibi alanlarda yeni ufuklar açabileceği vurgulanıyor.

Ankara'nın Yeni Yönelimleri: Küresel Denge Arayışı

NATO’nun ikinci büyük kara ordusuna sahip üyesi Türkiye, uzun süredir çok yönlü bir dış politika izliyor ve son dönemde Güney Asya, Orta Doğu hatta Afrika’da Suudi Arabistan ve Pakistan’la çıkarlarının giderek daha fazla örtüştüğünü gözlemliyor. ABD Başkanı Donald Trump döneminde NATO’ya yönelik sorgulayıcı tutumların yaşandığı bir süreçte, Türkiye bu üçlü ittifakı hem güvenlik ihtiyacını karşılama hem de bölgesel caydırıcılığı artırma yönünde önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor. Bu durum, küresel güç merkezlerinin çeşitlendiği ve geleneksel ittifakların sorgulandığı yeni jeopolitik iklimde Ankara'nın stratejik arayışlarının bir yansıması olarak okunuyor.

Tarihi Gerilimli İlişkilerden Stratejik Ortaklığa: Riyad ve Ankara

Türkiye'nin bu ittifaka katılımı, özellikle son yıllarda zaman zaman gerilimli seyreden, Sünni Müslüman dünyasında liderlik mücadelesinin yaşandığı Suudi Arabistan ile ilişkilerde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası yaşanan soğuk rüzgarların ardından hızlanan normalleşme süreciyle birlikte, bölgesel nüfuz mücadelelerinin ve farklı ittifak arayışlarının ardından, Şii nüfusa sahip İran'a karşı ortak bir tutum benimseyen iki ülke, daha geniş bir güvenlik paydasında buluşuyor. Bu stratejik yakınlaşma, bölgesel denklemde önemli bir dönüşüme yol açarken, geleneksel rekabet alanlarının yerini ortak çıkarların alabileceğinin sinyallerini veriyor.

Pakistan ile Köklü Bağlar ve Savunma Sanayii İş Birliği

Türkiye ile Pakistan arasında uzun süredir devam eden köklü ve yakın askeri ilişkiler, bu potansiyel ittifakın en sağlam temellerinden birini oluşturuyor. Ankara, İslamabad donanması için özel korvet tipi savaş gemileri inşa ederken, düzinelerce F-16 savaş uçağının modernizasyonunu da üstleniyor. Bloomberg'in daha önce duyurduğu üzere, Türkiye'nin her iki ülkeyle insansız hava aracı (İHA) anlaşmaları da mevcut. Ayrıca, Türkiye'nin beşinci nesil milli muharip uçağı KAAN programına Pakistan'ın katılımı konusunda da görüşmelerin ilerlediği biliniyor. Bu derinleşen iş birlikleri, sadece savunma kapasitelerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisinin güçlü birer aktörü olarak konumlanmalarını sağlıyor.

Bölgesel Ateş Çemberi: Pakistan'ın Güvenlik Endişeleri

Bu üçlü savunma ortaklığı görüşmeleri, bölgesel gerilimlerin had safhada olduğu kritik bir dönemde gerçekleşiyor. Pakistan ile Hindistan arasında nisan ayında yaşanan ve dört gün süren çatışmaların ardından varılan ateşkes, bölgedeki kırılganlığı gözler önüne serdi ve İslamabad'ın güvenlik arayışlarını tetikledi. Bununla birlikte, İslamabad’ın Taliban’ı düşman militan gruplara ev sahipliği yapmakla suçlaması sonrası Pakistan ile kuzey komşusu Afganistan arasındaki yüksek gerilim de ittifakın stratejik önemini daha da artırıyor. Bu gerilimler, Pakistan'ın kendi sınır güvenliğini sağlama ve bölgesel istikrarı koruma çabalarında yeni müttefiklere olan ihtiyacını gözler önüne seriyor.

Uzman Görüşü: Jeopolitik Değişimlerin Zorunlu Kıldığı Yeni Oluşum

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Stratejisti Nihat Ali Özcan, bu yeni oluşumu jeopolitik değişimlerin bir sonucu olarak yorumluyor. Özcan, "ABD’nin bölgede kendisinin ve İsrail’in çıkarlarını öncelik haline getirmesi nedeniyle, değişen dinamikler ve bölgesel çatışmaların sonuçları, ülkeleri dost ve düşmanlarını belirlemek için yeni mekanizmalar geliştirmeye itiyor" ifadelerini kullandı. Özcan ayrıca, bu potansiyel ittifakın mimarisini şu şekilde özetledi: Suudi Arabistan’ın mali gücü, Pakistan’ın nükleer kapasitesi, balistik füzeleri ve insan gücü, Türkiye’nin engin askeri deneyimi ve gelişen savunma sanayisi bir araya gelerek bölgede güçlü bir caydırıcılık yaratacak.

Yeni Dünya Düzeninde Ankara'nın Rolü ve Gelecek Projeksiyonları

Bu potansiyel ittifakın oluşması, Körfez ve Güney Asya ekseninde sadece yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmakla kalmayacak, aynı zamanda küresel jeopolitik dengeleri de yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Analistler, bu tür bir güç birliğinin, özellikle Çin'in bölgedeki artan etkisi ve ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerindeki değişimler göz önüne alındığında, çok kutuplu dünya düzeninde yeni bir aktör bloğu yaratabileceğine dikkat çekiyor. İttifakın başarıyla hayata geçirilmesi durumunda, İran'dan Ortadoğu'daki diğer bölgesel güçlere kadar birçok aktör için yeni stratejik hesaplamaları zorunlu kılacağı öngörülüyor. Ancak, ittifakın kalıcı ve etkili olabilmesi için üye ülkeler arasındaki diplomatik uyumun ve çıkar örtüşmesinin sürdürülebilirliği kritik önem taşıyor.

Ankara'nın bu stratejik hamlesi uluslararası arenada yakından takip edilirken, Milli Savunma Bakanlığı, Pakistan Enformasyon Bakanlığı ve Suudi yetkililer, görüşmelerin mevcut durumu ve ittifakın nihai yapısıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınmaya devam ediyor.

Bu haber, yapay zeka teknolojisi destekli olarak hazırlanmıştır. Detaylı bilgi için Editoryal Politikamızı inceleyebilirsiniz. Orijinal kaynak: kaynak habere git

Sonraki haber yükleniyor...
Otomatik yükleme durduruldu
© 2026 YeniTürk Hakkımızda