Türkiye'den Küresel Arenaya Kritik Mesajlar: Belirsizlik Çağında Ankara'nın Diplomatik Ustalığı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber ekranlarında gerçekleştirdiği kapsamlı röportajında, Türkiye'nin dış politika gündemindeki sıcak başlıkları ve uluslararası arenadaki kritik gelişmeleri derinlemesine analiz etti. Bakan Fidan, merakla beklenen sorulara yanıt verirken, Türkiye'nin bölgesel ve küresel diplomatik hamlelerine ışık tuttu. Fidan, 2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini vurgularken, uluslararası sistemdeki mevcut kırılganlıklar ışığında, 2026 yılının ise çok daha hareketli bir dönem olacağının sinyallerini verdi.
Küresel Krizlerin Gölgesinde 2026: Ankara'dan Stratejik Değerlendirme
Bakan Fidan, yeni yılın hemen başında patlak veren Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland krizlerine dikkat çekerek, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti. Fidan'ın bu tespiti, uluslararası sistemdeki kırılganlık ve belirsizliğin artan seyrine güçlü bir vurgu yaptı. Bakan, "Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti." değerlendirmesinde bulundu.
Otomatik Pilottan Çıkış: Küresel Düzende Sarsıntı ve Ankara'nın Yeni Yolu
Küresel ilişkilerdeki bu tür ani ve çoklu krizlerin ortaya çıkışı, Soğuk Savaş sonrası dönemden bu yana gözlemlenen değişimlerin bir uzantısı olarak değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanı Fidan, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika Birleşik Devletleri'nin öncü rol oynadığı uluslararası sistemin, özellikle eski ABD Başkanı Trump'ın iktidara gelişiyle köklü bir değişime uğradığını belirtti. Trump'ın uluslararası düzene yönelik itirazını şu sözlerle aktardı: "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika'nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim."
Bu değişimin, Avrupa Birliği ülkeleri ve Asya-Pasifik'teki klasik müttefikler dahil birçok ülke için politikaların 'otomatik pilot' modundan çıkmasını gerektirdiğini belirten Bakan Fidan, "Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil." dedi. Fidan, Türkiye'nin de uzun yıllar NATO ve Batı kampı üzerinden dış politikasını bir otomatik pilota bağladığını, ancak değişen küresel dinamiklerin Ankara'yı çok boyutlu ve proaktif bir stratejiye yönelttiğini ifade etti. Bu bağlamda, Amerika'nın mevcut sistemden çekiliyor olmasının emareleriyle birlikte, Avrupa Birliği'nde dahi birçok ülkenin, Amerika'nın sağladığı güvenlik şemsiyesi ve Avrupa'nın ekonomik-siyasi birliği üzerinden otomatik pilota bağladığı politikalarını gözden geçirmek zorunda kaldığını vurguladı. Bu durum, Türkiye'nin 2025 yılındaki küresel ve bölgesel krizlerin yönetiminde gösterdiği performansla uluslararası arenadaki konumunu pekiştirmesinin önemini ortaya koydu.
Gazze'den Kafkaslar'a: Türkiye'nin Aktif ve Çok Boyutlu Diplomasisi
Bakan Fidan'ın açıklamalarının odak noktasında, Ortadoğu'daki son durum, Kafkasya'da süregelen gerilimler ve Karadeniz'deki jeopolitik dinamikler yer aldı. Türkiye'nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirten Fidan, özellikle Gazze'deki duruma dikkat çekti.
- Fidan, Filistin meselesinin Türkiye için fevkalade önemli olduğunu, "Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de Türkiye'nin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık." sözleriyle vurguladı. Atılan önemli diplomatik hamlelerle 2025 yılında ağır aksak da olsa bir ateşkese ulaşıldığını, şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışılacağını ifade etti.
- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "adil ve kalıcı barış" ilkesi çerçevesinde hareket edildiğini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar'daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf edildiğini söyledi.
- Gazze'deki insani yardımların ulaştırılması çabaları ve Ukrayna barış sürecine yönelik destek ile tahıl koridoru diplomasisi Türkiye'nin aktif rolünü gösterdi.
- Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin kararlı tutumu da bir kez daha teyit edildi.
- Bakan Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye'nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti. Afrika'nın Sahel kısmı ve Asya-Pasifik'teki birtakım konuların da öncelik sırasına göre Türkiye'nin gündeminde yer aldığını aktardı.
Ankara'nın Diplomatik Karnesi: 2025 Yılında Elde Edilen Somut Başarılar
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Fidan'ın Batı ve Doğu eksenindeki ilişkilerde Türkiye'nin çok boyutlu dış politika yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdiğini ifade etti. Özellikle NATO içindeki konumu, Avrupa Birliği ile ilişkilerin geleceği ve yükselen Asya güçleriyle artan iş birlikleri dikkat çeken konular arasındaydı. Bakan Fidan, küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirtti.
Fidan, Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde 2025 yılının, diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığında Türkiye'nin dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğu bir yıl olduğunu vurguladı. Bu başarının ölçülebilir rasyonel parametrelerini sıralayan Fidan, Türkiye'nin "hiç yaptırıma uğramaması, var olan yaptırımları kaldırması, enerji anlaşmaları yapması, ihracatını artırması, daha fazla turist getirmesi, bağlantı yolları açması, kapalı petrol boru hatlarının işlemeye başlaması" gibi somut adımlara işaret etti. Fidan, ayrıca Türkiye'nin dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkilendiğini de sözlerine ekledi.
Dış politika ortamını "bazılarının 'vahşi' diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi"ye benzeterek, Cumhurbaşkanı'nın yıllar içinde ortaya koyduğu ustalığın tam da bu zamanlarda işe yaradığını ifade etti. Fidan, 2025 yılının dünya ve bölgesel krizleri yönetmede, minimum zarar görüp kendi gündemini maksimum şekilde ilerletme konusunda Türkiye açısından "fevkalade iyi bir yıl" olduğunu ancak dünya genelinde "inanılmaz sıkıntılar ve problemler" bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Suriye'deki Terör Yapılanması ve Ankara'dan Net Uyarılar: SDG'nin Gerçek Yüzü
Bakan Fidan, geçmiş görevlerinden edindiği tecrübelerle Suriye'deki terör örgütlerinin tutumunu değerlendirirken, kişisel bir içtenlikle, "Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de 'Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı' deseydim." ifadelerini kullandı. Ancak örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış ve incelemiş biri olarak edindiği dersler olduğunu vurguladı.
Fidan, SDG'nin (Suriye Demokratik Güçleri) PKK'nın bir uzantısı olarak, güç veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı olmadığını belirtti. Örgütün diplomasiyi esasen "propaganda amaçlı" ve "dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı" kullandığını ifade eden Fidan, "Ben hiçbir şeyi vermeyeyim ama veriyormuş gibi yapayim sembolik olarak Suriye'de; eğer kabul etmezsem de bölgedeki ve küredeki diğer aktörleri yanıma çağırırım, onlarla geliştirdiğim birtakım DEAŞ üzerinden hikayeler var..." sözleriyle örgütün yanıltıcı taktiğini eleştirdi. Bazı senatörlerle görüşmeleri ve İsrail ile süregelen ilişkilerine atıfta bulunarak, bu çizginin bir yere varmayacağını görmeleri gerektiğini vurguladı.
SDG'nin yıllardır bölge insanlarının dinini ve değerlerini küçümsediğini, politika yapma adına değer sahiplenmeye başladığını ve kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlattığını belirten Fidan, önemli bir çağrıda bulundu: "Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa, jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım." Fidan, bu maksimalist tavırların ve aldatıcı şeylerin SDG'yi bir yere götürmeyeceğini, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları gerektiğini vurgulayarak, "Musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler." uyarısında bulundu. Bu minvalde, Öcalan'ın adadaki talimatlarının da yerine getirilmesi gerektiğine işaret etti.
Ankara'nın ilgili birimleri, istihbaratçıları, diplomatları ve askerlerinin bu konuyu muhataplarıyla konuştuğunu, SDG'ye ve Suriyelilere ilettiğini belirten Fidan, maalesef baştan öngörüldüğü gibi bir değişiklik olmadığını ve bugün şu anda Halep'ten başlayan sürecin yaşanmaya başlandığını kaydetti. Fidan, "Sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep'te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır" diye konuştu.
Bölgedeki ülkelerin ve Amerika'nın istediği bir resim olduğunu, ancak İsrail'in bu resme uymadığını ifade eden Fidan, İsrail'i "böl, parçala, yönet" taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, "kandan beslenen bir entite" olarak tanımladı. Suriye'nin yakın tarihinden devraldığı sorunların yanı sıra, bu sorunlara dışarıdan başka bir aklın, bir iradenin bir amaç doğrultusunda etki etme çabasının temel sorun olduğunu belirten Fidan, bu tür müdahalelerin kısık ateşte kalabilecek sorunları birdenbire farklı bir şekle dönüştürebileceğini söyledi. Yemen, Somaliland, Sudan ve Suriye'deki konulara yakından bakıldığında, "aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların buradan bir bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu" gördüklerini ifade etti. Bu konuda zarar gören bölge ülkeleriyle de hemfikir olduklarını ekleyerek, "Dün Umman Dışişleri Bakanı buradaydı, az önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ile konuştuk, diğerleriyle de konuşuyoruz. Herkes bu durumu takip ediyor." bilgisini paylaştı.
Belirsizlik Çağında Ankara'nın Rotası: Diplomasi Trafiği ve Gelecek Projeksiyonları
Bakan Fidan, önümüzdeki dönemde yoğunlaşacak diplomasi trafiği ve Türkiye'nin uluslararası platformlardaki ajandasına ilişkin de ipuçları verdi. Yakın zamanda gerçekleşecek ikili ve çok taraflı zirvelere değinen Bakan, Türkiye'nin dış politikada öngörülebilir ve istikrarlı bir aktör olma misyonunu sürdüreceğinin altını çizdi. Sektör temsilcileri, bu açıklamaların, Türkiye'nin uluslararası arenadaki duruşunu güçlendirme yolunda atılan önemli adımların bir göstergesi olduğunu belirtti.
Bakan Fidan, "Artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var." diyerek, bu zorlu süreçte Cumhurbaşkanı'nın "tarihsel rolünün tam da bu noktada daha da belirgin hale geldiğini" ifade etti. Fidan, belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması ve gerçekçi araçların ustalıkla kullanılması gerektiğinin altını çizerek, dış politikanın "ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütülmesi gereken kesintisiz bir çaba" olduğunu sözlerine ekledi. Bu çerçevede Ankara, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkı sağlama misyonunu kararlılıkla sürdürecektir.