Bakan Fidan'dan Halep İçin Kritik Açıklama: Tek Yönetim Mesajı ve Örgüte Tarihi Uyarı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, YeniTürk Haber Merkezi'ne verdiği özel röportajda Türkiye'nin dış politika gündemine ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan, yeni yılın hemen ilk günlerinde Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland gibi bölgelerde peş peşe patlak veren küresel krizlerin, 2026'nın çok daha hareketli bir dönem olacağının işaretlerini taşıdığını vurgulayarak, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüştüğünü ifade etti. Fidan, "Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti" değerlendirmesinde bulundu. Bu durumun Türkiye'nin dış politika gündeminde yer alan her konuya daha bütünsel bir yaklaşımla bakmayı gerektirdiğini belirten Fidan, 2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini ve Türkiye'nin küresel fırtınaların ortasında ustaca bir yol çizdiğini ifade etti.
Küresel Krizler Ortasında Türk Diplomasisinin Ustalıklı Seyri
2025 yılında Türkiye'nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirten Fidan, özellikle Gazze'deki Filistin meselesinin "soykırım hem milletimizin vicdanında hem de Türkiye'nin stratejik zihninde kanayan bir yara" olduğunu dile getirdi. Bu yarayı durdurmak için 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamleler sonucunda, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldığını ve şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışıldığını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "adil ve kalıcı barış" ilkesi çerçevesinde hareket edildiğini belirten Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar'daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi. Bölgesel konuların yanı sıra Türkiye'nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu, Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.
Fidan, "Afrika'nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik'teki birtakım konular" gibi geniş bir yelpazede dış politika faaliyetlerinin öncelik sırasına göre yürütüldüğünü belirterek, "Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Dış politikanın ölçülebilir rasyonel parametreleri açısından; Türkiye'nin hiç yaptırıma uğramadığı, var olan yaptırımları kaldırdığı, enerji anlaşmaları yaptığı, ihracatını artırdığı, daha fazla turist çektiği, bağlantı yolları açtığı ve kapalı petrol boru hatlarının işlemeye başladığı bir yıl yaşandı. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz" diyerek ülkenin kriz yönetimindeki başarısına dikkat çekti. Ancak Fidan, dünya, bölge ve genel olarak insanlık için inanılmaz sıkıntılar ve problemlerin de devam ettiğini ekledi. Fidan, dış politika ortamını "bazılarının 'vahşi' diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi" olarak tanımlayarak, "Cumhurbaşkanının da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor" sözleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinin altını çizdi. Ayrıca, küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini de ekledi.
Global Düzenin Sınavı: Trump'ın Sorgulaması ve Belirsizlik Denklemi
Bakan Fidan, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, ana muzaffer devlet olan ve Soğuk Savaş sürecinde öncü rol oynayarak galip gelen Amerika Birleşik Devletleri'nin koyduğu kurallar etrafında şekillenen uluslararası bir sistemden bahsedildiğini hatırlattı. Ancak zamanla bu kuralların başka ülkeler, farklı aktörler ve yeni menfaatler tarafından evrildiğini, birtakım yan unsurların ortaya çıktığını belirtti. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın iktidara gelmesiyle bu sistemin radikal bir şekilde sorgulandığını ifade eden Fidan, Trump'ın "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim" şeklindeki çıkışıyla başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri de dahil olmak üzere birçok ülke için konunun başka bir renk kazanmaya başladığını, dünyanın ve Amerika’nın etki ettiği veya etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametrelerinin kendiliğinden değiştiğini ifade etti.
Bu ani değişimi görüp analiz ederek yeni bir politika belirlemenin önemine değinen Fidan, "Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde otomatik pilota bağlı değil. Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olmasıyla birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda" diyerek, bunun giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geldiğini belirtti. 2025'te en iyi yapmaya çalıştıkları şeyin bu olduğunu, 2026'da da aynı çabayı sürdüreceklerini vurguladı. Fidan, belirsizliğin daha fazla arttığı bu dönemde ustalığa daha fazla ihtiyaç duyulduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tarihsel rolünün tam da bu noktada daha da belirgin hale geldiğini ifade etti. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; bütün bunların hepsinin aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütülmesi gereken kesintisiz bir çaba olduğunu belirtti. Bu durumun kendisini "keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de 'Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı' deseydim" dedirtecek kadar kaygı verici olduğunu da ekledi.
Halep'in Geleceği ve SDG'ye Ankara'dan Net Uyarı: Öcalan Detayı!
Dışişleri Bakanı Fidan, Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde uzun süredir devam eden ve bölgedeki siyasi istikrarsızlığın temelini oluşturan "paralel yapı" iddialarının yakın zamanda sona ereceğini ifade etti. Fidan, örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerinde edindiği derslerle bu konuda net bir duruş sergilediğini belirterek, "Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep'te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır" sözleriyle Türkiye'nin Halep vizyonunu net bir şekilde ortaya koydu ve Halep'ten başlayan bir sürecin halihazırda yaşanmaya başlandığını vurguladı.
Halep'teki "paralel yapı" meselesini derinlemesine ele alan Bakan Fidan, bu yapının PKK'nın Suriye uzantısı olan SDG ile ilişkisine dikkat çekti. Fidan, "Maalesef SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok kendiliğinden... Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek" değerlendirmesinde bulundu. Örgütün diplomasiyi propaganda ve kamuoyu oluşturma amaçlı kullandığını, "'Diyalogdan yanayız' deyip gerçekte tam tersini yapan, sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor" ifadeleriyle gerçek diyalogdan uzak durduğunu ve "her iki tarafın da 'Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver' çizgisi olmadığını" belirtti. Türkiye'nin ilgili birimleri, istihbaratı, diplomatları ve askerlerinin bu konuyu muhataplarıyla, SDG'ye ve Suriyelilere ilettiğini aktaran Fidan, maalesef baştan öngörüldüğü gibi bir değişiklik olmadığını ekledi.
Fidan, "Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa... Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın" ifadeleriyle SDG'nin bölgedeki duruşunu eleştirdi. "Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok" diyerek SDG'ye bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde kalması gerektiğini, aksi takdirde realitenin onları kırıp iteceğini vurguladı. Hatta "adada da Öcalan'ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor" diyerek oldukça çarpıcı bir ayrıntıyı paylaştı. Fidan, jeostratejik hesaplar yerine Kürtlerin geleceğini düşünenlerin bölge halkları ve devletleriyle düşman etmeyecek, barışa dayalı çözümler içinde olmaları gerektiğini ve "çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları" gerektiğini öğütledi. Bakan Fidan, "Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler" sözleriyle uyarılarını tamamladı.
Suriye'nin yakın tarihinden devraldığı sorunlara dışarıdan başka bir aklın etki etme çabasının temel sorun olduğunu belirten Bakan Fidan, Yemen, Sudan ve Suriye'deki olaylara dikkat çekerek "aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz." dedi. Bu konuda bölge ülkeleriyle hemfikir olunduğunu, İslam dünyasının uyandığını ve bölgesel sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi politikasının karşılık bulmaya başladığını ifade etti. Fidan ayrıca, eski ABD Başkanı Trump'ın "konuyu bölge ülkelerine bırakarak bir şey yapması" yönündeki dış politika çizgisinin Türkiye'nin perspektifiyle örtüştüğünü de belirtti. Bölgedeki ülkelerin olgunluk seviyesinin bir noktaya ulaştığını, sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin çıkacağına inandığını, istikrar, refah ve huzurun baş göstermesinin mümkün olduğunu ancak yolun çok başında olunduğunu dile getirdi. Bölgedeki ülkelerin istediği resim ile Amerika'nın istediği resmin Halep özelinde örtüştüğünü, ancak İsrail'in "böl, parçala, yönet" taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda olduğunu ekledi.
Gazze Barış Planı: İsrail'in İnatçı Direnişi ve Türkiye'nin İnsani Duruşu
Gazze barış planı konusunda nihai çalışmaların devam ettiğini, Türkiye'nin Amerika ile koordinasyon halinde bir açıklama beklediğini belirten Bakan Fidan, görüş alışverişlerinin ve belli mekanizmaların oluşturulmasının sürdüğünü, bu konuda çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferde olunduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eski ABD Başkanı Trump ile Miami'de gerçekleşen toplantısında ve sonrasında yaptığı görüşmelerde Gazze'deki ikinci aşama, Suriye ve diğer konuların detaylı olarak ele alındığını hatırlattı. Fidan, ikinci aşamaya geçişin belli şartları olduğunu ve Filistin, Gazze ve Hamas'a bakan yönüyle bu şartların tamamlandığını gördüklerini ancak İsrail'in sürekli farklı şartlar ve talepler gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalıştığını dile getirdi. İsrail'in aslında orijinal amacından vazgeçmediğini, uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı anlaşmaya uyuyormuş gibi görünmeye çalıştığını ifade eden Fidan, İsrail'in kendi menfaati için dahi uluslararası vicdanın talep ettiği hususları yerine getirmesi gerektiğini vurguladı ve bu sürecin bir "sabır oyunu, akıl oyunu" olduğunu söyledi. Fidan, "Müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz" ifadeleriyle Türkiye'nin kararlılığını bir kez daha vurguladı.
Önümüzdeki günlerde Gazze barış planına ilişkin deklarasyonun yapılmasının beklendiğini belirten Fidan, Gazze'yi yönetecek Filistinlilerden oluşacak bir teknik komitenin netleşmesi için bir iki konu olduğunu ve bu komitenin yönetimi devralacağını ifade etti. Asıl kritik konunun ise istikrar gücünün hayata geçmesi olduğunu belirtti. Gazze'nin yeniden imar planının da gündemde olduğunu dile getiren Bakan, "Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve çektikleri sefaletten bir an önce kurtulmaları" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın barınma konularında çok hassas olduğunu, "Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor" ifadeleriyle bu konudaki duyarlılığını aktardı. Türkiye olarak çadırlar gönderildiğini ancak girişlerdeki problemler nedeniyle konteyner kullanımının daha etkili olabileceğini ve Türkiye'nin depremlerden kalma konteynerleri olduğunu paylaştı. Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iradesinin "Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır" yönünde olduğunu vurguladı. Ancak BM Güvenlik Konseyi kararı gereği, belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin (Mısır ve İsrail) onayının veya koordinasyonunun alınması şartı getirildiği için sürecin henüz netleşmediğini, ABD'nin Türkiye'nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı ve talebi olduğunu, ancak İsrail'in şimdilik buna karşı durduğunu ekledi. Türkiye'nin insani yardım, yeniden yapılanma ve barış gücü dahil birçok konuda görev almaya hazır olduğunu yineledi, ancak temas ve koordinasyon toplantılarının devam ettiğini belirtti.
İsrail'in 'Yalan İmparatorluğu'na Karşı Erdoğan Doktrini: Ankara'dan Sert Mesaj
İsrail politikasında Türkiye'yi hedef alan siyasilerin tutumunun "istisna olmaktan çıkıp bir günlük sıradan bir konuya dönüştüğünü" belirten Bakan Fidan, özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek ve kendilerini meşhur etmek amacıyla bu tür açıklamalar yaptığını ifade etti. Fidan, bu bakanların "azınlık partilerine mensup, ciddi görevleri olmayan, koalisyon hükümetlerinin pozisyon verilsin diye verdikleri" kişiler olduğunu söyleyerek, isimlerini bile söylemeye gerek duymadığını belirtti. Fidan, Türkiye devlet yönetiminde ciddiye alınacak düzeyde bir açıklama geldiğinde tabii ki cevap verildiğini, ancak İsrail'de ortaya konan fanatik tavırların Türkiye'yi etkilemediğini vurguladı. Fidan, İsrail'in on yıllardır sürdürdüğü "yalan imparatorluğu" kurma ve Siyonizm adına bir illüzyon oluşturma çabasını eleştirerek, "İstediğin kadar sosyal medyayla yönlendir, sene de yüz tane film çek; insan vicdanı, insan aklı, insan idraki fıtratı gereği bir noktadan sonra isyan ediyor. 'Yok daha o kadar da değil kardeşim' diyor. Bu yalanı sen on yıllardır devam ettirerekten orada bir yalan imparatorluğu kurmuşsun, dünyada Siyonizm adına bir illüzyon oluşturmuşsun ve bu illüzyon üzerinden orada şunu yap, burada bunu yap diyerek, Amerika'yı da belli çok sofistike yollarla Amerikan siyasetini kendine bağlayarak bölge ülkelerini veya seninle ilgili diğer ülkeleri Amerika üzerinden kontrol altına almaya çalışmışsın. Bugüne kadar gelmiş. Trump diye bir başkan çıkmış demiş ki: 'Ben bu illüzyonu tanımıyorum kardeşim, benim nereden menfaatim var, burada bir menfaatim var buna bakacağım, orada bir menfaatim var ona bakacağım.' Böyle durumda." sözleriyle İsrail'in politikalarına sert eleştiriler getirdi ve bu durumun değiştiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise bu topraklardan yüzyıldır beklenen bir lider olarak "yumruğunu masaya vurarak 'Kardeşim artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun. Onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkıyavari insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir. Benimle beraber bu dönem bitmiştir'" diyerek insan vicdanına dayalı yeni bir dönemi ilan ettiğini ve bu mütevazı duruşun dünyaya verdiği fevkalade büyük bir mesaj olduğunu dile getirdi.
Somaliland Meselesi: Jeostratejik Bir Tuzak ve Türkiye'nin Diplomatik Kalkanı
Bakan Fidan, İsrail'in Somaliland'i tanıması konusunda da sert eleştirilerde bulundu. Bu durumu "Somaliland adına olabilecek en büyük talihsizlik" olarak değerlendiren Fidan, "Bundan büyük daha talihsizlik ne olabilir ki bir Müslüman topluluk için, bir Müslüman politik entite için? Seni hiç kimse tanımıyor, tanıya tanıya İsrail tanıyor. O da sen olduğun için değil, bir şer amaca, onun bir bölgesel politikasına hizmet etmen için. Allah seni eğer buna düçar ettiyse, bu büyük bir aslında zillettir ve cezadır. Demek ki insanın kendisini kontrol etmesi gerekiyor" sözleriyle Türkiye'nin bölgedeki hassas dengelere ve dış güçlerin manipülasyonlarına karşı net duruşunu bir kez daha ortaya koydu.
Fidan, Somaliland projesinin iki sene önce hayata geçirilecek bir proje olduğunu, ancak Türkiye'nin Etiyopya ile Somali'yi bir araya getirip birleştirmesiyle o an itibarıyla akim kaldığını belirtti. Daha sonra, İsrail'in Gazze soykırımı sonrası bölgede kendini yalnız hissetmesiyle bu planı tekrar devreye sokmaya başladığını ifade etti. Bakan Fidan, Somaliland'in Aden Körfezi'nin hemen güneyini, kuzeyinde ise Yemen'in olduğunu, dolayısıyla hem Yemen hem de Somaliland'in Aden Körfezi'ni ve Babülmendep'in girişini kontrol altına aldığını vurguladı. Fidan, "Bu ne demektir? Babülmendep'in girişini kontrol altına almaktır." diyerek jeostratejik önemi netleştirdi. "Bunu biraz coğrafya bilgisi olan, biraz jeostratejik kültürü olan herkes haritaya baktığı anda ne türden bir oyunun eş zamanlı döndüğünü de görüyor" diyen Fidan, Türkiye'nin buna yönelik tedbirlerini hızlıca aldığını, diplomatik temaslarını büyük bir hızla kurduğunu, İslam dünyası ve bölge ülkeleri olarak bir iş birliği geliştirdiklerini, Batılılarla da hemen müzakere ederek başka herhangi bir ülkenin tanımaması konusunda ciddi bir çaba koyduklarını ekledi. "Çok şükür o ilk gün beklenen ülkelerin hiçbir tanımadı, inşallah da tanımazlar" temennisinde bulundu.
Arap Dünyası'nda Yeni Dönem: İş Birliği ve Bölgesel Sahiplenme Çağrısı
Arap dünyasının kendi içindeki yapısal duruma değinen Bakan Fidan, Arap Ligi içinde Körfez grubunun (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar) oldukça etkili olduğunu belirtti. Özellikle Filistin Temas Grubu'nda bu ülkelerin bir araya gelerek birçok hayırlı iş üretebildiklerini gördüğünü söyledi. Fidan, yeni dönemde aradaki kırgınlıkları bir kenara bırakarak güvenliğe dayalı bir platform kurmanın ve gündemi ilerletmenin gerektiğini vurgulayarak, "Bölgemiz dışarıdan kurtarıcı bekleme dönemini kapatmalı" mesajını verdi. Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilimin bir an önce sonlanmasının fevkalade önemli olduğunu, bu iki değerli ülkenin bir araya gelip sorunları çözmede iş birliği yapması gerektiğini belirtti. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi çok büyük bölge ülkelerinin nitelikli iş birliği yapmasının kritik olduğunu dile getiren Fidan, Arap dünyasındaki klasik sorunların çözülmesi ve çözümsüzlük algılarının da ortadan kalkması için gerekli bütün imkanların mevcut olduğuna inandığını, bunun çok da gerçekçi değerlendirmelere ve analizlere dayandığını ifade etti. Ancak bunun için liderliğe, vizyona, iyi niyete ve idealizme ihtiyaç duyulduğunu da ekledi.
Rusya-Ukrayna Savaşı: Paris Zirvesi'nden Karadeniz'in Stratejik Güvenliğine Dair Yeni Planlamalar
Dışişleri Bakanı Fidan, Rusya-Ukrayna savaşının diplomasi gündeminde çok mesai alan bir konu olduğunu, sayısız toplantılar, görüşmeler, online ve yüz yüze zirveler yapıldığını kaydetti. Paris'te birkaç gün önce liderler zirvesi olduğunu ve Cumhurbaşkanını temsilen bu toplantıya iştirak etme durumunda olduklarını, öncesinde askeri heyetlerin, diplomatların ve ulusal güvenlik danışmanlarının toplandığını belirtti. Fidan, temel sorunlardan birinin toprakla alakalı olduğunu, Donetsk'in yüzde 23'lük kısmının Ruslar tarafından henüz kontrol altında olmamasına rağmen Rusya'nın burayı kendi referandum ve deklarasyonlarıyla kendi toprağı saymasına karşın Ukrayna'nın "Burası bizim toprağımız, biz bunu vermeyiz" diyerek buna itiraz etmesi olduğunu vurguladı. Fidan, Paris'teki tartışmaların da gösterdiği gibi, yapılacak bir anlaşmanın sadece Ukrayna ile Rusya arasında değil, aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasındaki bir barış anlaşması olacağını, bununla ilgili çok sayıda alt belge ve kağıt bulunduğunu, Avrupa güvenliği ve Ukrayna'nın güvenlik garantileri gibi birçok alt maddenin bulunduğunu ifade etti. Avrupa'nın bu barış için Amerika'nın garantörlüğüne ihtiyaç duyduğunu ve Amerikalıların da belli noktalarda çekincelerle birlikte büyük oranda istekleri karşıladığını söyledi, yeter ki ateşkes olsun.
Ateşkes olması durumunda üç temel hususun öne çıktığını aktaran Fidan:
- Birincisi, ateşkesin gözlemlenmesi mekanizması (monitoring ve verification) üzerine askeri heyetlerin genel bir çerçeve oluşturarak Paris'te sunum yaptığını;
- İkincisi, Ukrayna'nın savunma ve caydırıcılık gücünün temini için çalışmalar yürütüldüğünü;
- Üçüncüsü ise anlaşmaya aykırı bir taarruz olması durumunda nasıl bir mukavemet gösterileceği, kimin hangi rolü alacağına dair planlamalar yapıldığını bildirdi.
Karadeniz'in güvenliğinin fevkalade önemli olduğunu ve NATO üyesi en büyük ülke olarak bu alandaki ana sorumluluğu Türkiye'nin üstlenmesi gerektiğini belirten Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Silahlı Kuvvetlere bu noktada gerekli müzakere talimatlarını verdiğini ve bakanlık olarak müzakereleri yürüttüklerini ifade etti. Yapılan planlama çalışmalarında Karadeniz güvenliğinin sorumluluğunun Türkiye'de olduğu, bir barış anlaşması olması durumunda kara ve hava unsurlarının Fransa ve İngiltere arasında bölüşüldüğü, deniz alanının ise Türkiye'nin yoğunlaştığı bir alan olduğu bilgisini paylaştı.
Kritik Dosyalar: İran'ın Yaptırım Yükü, Venezuela Çıkmazı ve Yeni Yılın Sınavları
Bakan Fidan, İran'ın son otuz yılı aşkın süredir büyük yaptırımlar altında olduğunu, takip ettiği küresel ve bölgesel politikalardan dolayı avantajlar elde etse de ağır bedeller ödemek zorunda kaldığını ve bunların büyük bir çoğunluğunun uzun vadeli yaptırımlar olarak geri döndüğünü belirtti. İran halkının çok dinamik, sofistike, yaşama arzusu yüksek ve genç nüfusu fazla olduğunu ancak yaptırımlar nedeniyle ekonomik imkanlarda ciddi tıkanmalar yaşandığını ifade etti. Bu yapısal sorunların zaman zaman çeşitli bahanelerle geniş katılımlı gösterilere dönüştüğünü, 2019 ve 2023 yıllarında büyük çaplı gösterilerin yaşandığını hatırlattı. Fidan, bu gösterilerin yurt dışından İran'ın rakipleri tarafından da manipüle edildiği gerçeğini de dile getirerek, Mossad'ın kendi internet hesaplarından İran halkını rejime karşı ayaklanmaya çağırdığını somut bir örnekle açıkladı.
Venezuela krizine de değinen Fidan, bütün dünyanın Devlet Başkanı Maduro'nun "bir gece ansızın bir özel operasyonla bulunduğu yerden alınıp götürülmesine baktığı" dönemlerde, Türkiye'nin arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık konusunda elinden geleni yaptığını ancak konuşmaların bir yere gitmediğini gözlemlediklerini söyledi. Maduro'nun hem Güney Amerika'daki ülkelerle hem de Amerika ile ciddi sorunları olduğunu, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın tırmandığı ve başka ülkelerin de Venezuela'ya yaptırım uygulayıp tanımadığı bir süreç yaşandığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın telkinlerinin hep diplomatik çözüm yönünde olduğunu vurguladı. Fidan, "Bize şöyle bir soru ve teklif gelmedi hiçbir zaman için; 'Maduro veya Maduro bizi arayıp ben Türkiye'ye gelmek istiyorum, beni kabul eder misiniz?' Böyle bir şey yok. Veya birisi başkası üzerinden 'Maduro size gelsin mi, kabul ediyor musunuz?' Böyle bir teklifle biz muhatap olmadık. Ama Maduro'ya yapılan teklifler var, o tekliflerden haberdarız" diyerek Türkiye'ye yönelik sığınma teklifi iddialarını net bir dille yalanladığını ekledi.
2026'dan Beklentiler ve Türkiye'nin Küresel Diplomasideki Yükselen Konumu
2026 yılı içerisinde, 2025'te mesai verilen birçok konunun neticesinin alınmaya başlanacağını düşündüğünü ifade eden Fidan, Halkbank davası başta olmak üzere, CAATSA ve diğer yaptırım alanlarında (diğer yaptırımlarda zaten bir çözülme başlamıştı) olumlu gelişmeler beklediklerini söyledi. Özellikle ticaretteki artışın daha iyi olacağını öngördü. Fidan, Gazze'deki Amerika'nın yapıcı rolünün devam etmesinin, Suriye'deki Trump politikalarının devam etmesinin bölge istikrarı açısından fevkalade önemli olduğunu vurguladı. Ukrayna'daki barışı isteyen, ateşkesi önceleyen Amerikan politikalarının devamının da önemli olduğunu belirten Fidan, bu Trump yönetimiyle mümkün olan politikaların Türkiye'nin yakın çevresinde de son derece kritik olduğunu ifade etti. Kafkaslar'daki barışı destekleyen, Azerbaycan'a önem veren ve Ermenistan'ı da barışa zorlayan bir Amerika; Rusya, Azerbaycan-Ermenistan, Suriye ve diğer yerlerde Türkiye'nin hedefleriyle Trump'ın hedeflerinin örtüştüğünü gösterdiğini belirtti. Ancak başka aktörlerin Amerika'ya etki etmesinin veya Gazze'deki faz değiştirmesinin sıkıntılı olabileceği uyarısında bulunarak, bu konuda diplomatik olarak çok yoğun bir mesai verilmesi gerektiğini ekledi.
Afrika'da Libya ve Sudan başta olmak üzere Türkiye için önemli olan sorunlu konulara ilişkin Amerikan etkisinin daha yapıcı bir şekilde nasıl yönlendirilebileceği konusunda çalışmaların devam ettiğini belirten Fidan, Amerika ile yürüyen diplomatik çalışmaların 2026'da da inşallah faydalı neticeler ortaya koyacağına inandığını dile getirdi. Grönland hadisesine de değinen Bakan, bunun uluslararası ilişkilerdeki etkileri açısından, Grönland'de olması muhtemel birtakım senaryoların doğrudan veya dolaylı etkilerinin Türkiye'ye nasıl olabileceğini yakından takip ettiklerini söyledi. Doğrudan etkisinin Avrupa'ya, Avrupa güvenlik mimarisine ve transatlantik ilişkilerine muazzam bir gerilim ve yük getireceğini, Danimarkalıların bu konuda çok ciddi bir tavır ortaya koyduğunu, Avrupalı liderlerin geçen gün bir açıklamayla 8 ülkenin bunu açıktan Danimarka'nın pozisyonunu değerlendirdiğini gördüklerini belirtti. Önümüzdeki hafta Amerikan Dışişleri Bakanı ile Danimarkalı bir heyetin bir araya gelip bu konuyu görüşeceğini ve ortada bir yol bulunabileceğini düşündüğünü ekledi. Çin politikasının ve orada yaşanan birtakım gelişmelerin dünya ticaretini direkt etkileyen konular olması nedeniyle önemli olduğunu, ayrıca İran'la ilgili Amerika'nın alacağı kararın da Türkiye'nin yanı başında olan bir hadise olarak önem taşıdığını vurguladı. Bu konuların Türkiye ile birebir ilişkilerdeki seyri önemli olduğu gibi, dolaylı diğer üçüncü ülkeler üzerinden olacak konuların da Türkiye'yi etkileyeceğini ifade eden Fidan, bütün bunların yakından takip edildiğini ve zaman kaybetmeden önleyici diplomatik tedbirlerin alınması konusunda da gerekli adımların atıldığını söyledi. Bakan Fidan, yoğun bir uğraşı ve mesai gerektiren yeni bir yıla girildiğini yineledi. 2026 yılının tüm vatandaşlara, millete ve insanlığa hayırlar getirmesini dileyen Fidan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde biriktirdiği bütün gücü, itibarı ve imkanı sadece halk için değil, bölgenin ve insanlığın refahı için kullanmaya devam edeceklerini, bunun Türkiye dış politikasının temel pusulası olduğunu ve kendileri için ne istiyorlarsa başkası için de onu istediklerini belirterek konuşmasını tamamladı.
Uluslararası Arenada Türkiye'nin Yükselen Rolü ve Gelecek Projeksiyonları
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Bakan Fidan'ın Halep'teki paralel yapının sona ereceğine dair mesajının güçlü bir irade beyanı olduğunu, ancak sahadaki dengeler ve aktörlerin pozisyonları göz önüne alındığında bu geçişin zorlu bir süreç olabileceğini belirtiyor. Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız uzmanlar, "Diplomatik çabalar, uluslararası aktörlerin yapıcı rolleri ve bölge halklarının gerçekçi beklentileri bu sürecin başarısı için kritik önem taşıyacak" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin, özellikle ABD'nin bölge ülkelerine inisiyatif bırakma eğilimiyle örtüşen dış politika anlayışı çerçevesinde, Suriye'deki siyasi birliğin tesisi ve istikrarın sağlanması yönündeki çabalarının önümüzdeki dönemde daha da hız kazanması bekleniyor. Gazze'den Ukrayna'ya, Suriye'den Körfez bölgesine uzanan geniş bir coğrafyada Türk diplomasisinin proaktif tutumu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın küresel belirsizlikler karşısındaki liderlik vasfı, Türkiye'nin uluslararası arenadaki konumunu güçlendirirken, bölgenin geleceğinde de kilit bir rol oynamaya devam edeceğinin sinyallerini veriyor. Halep'teki bu kritik gelişme ve Türkiye'nin çok boyutlu diplomasi trafiği, Suriye genelindeki siyasi çözüm arayışlarına ve bölgesel istikrara yeni bir ivme kazandırıp kazandırmayacağı yakından takip edilecek en önemli başlıklar arasında yer alıyor. Bakan Fidan'ın 2026 yılına dair Halkbank davası, CAATSA yaptırımları, ticaret artışı ve Grönland gibi yeni küresel dinamiklere yönelik öngörüleri, Türk dış politikasının geniş perspektifini ve proaktifliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.