İçeriğe Atla

Bakan Fidan'dan YPG/SDG'ye Kritik Mesaj: Güç Gördüğünde Değişiyor

Bakan Fidan'dan YPG/SDG'ye Kritik Mesaj: Güç Gördüğünde Değişiyor 🌍 Dünya
AI destekli
... 6 dk Kaynak

Fidan'dan YPG/SDG'ye Kritik Uyarı: Güç Gördüğünde Değişen Bir Aktör

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz akşam katıldığı TRT Haber canlı yayınında yaptığı kapsamlı değerlendirmelerle, Ankara'nın Suriye ve geniş bölgesel gelişmelere ilişkin stratejik duruşunu bir kez daha net bir şekilde ortaya koydu. Bakan Fidan, terör örgütü YPG/SDG'nin bölgedeki varlığına ve uluslararası aktörlerle ilişkilerine dair çarpıcı uyarılarda bulunarak, örgütün "sadece güç gördüğü zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor, biliyor" ifadeleriyle örgütün pragmatist ve değişken yapısına dikkat çekti. Bu net mesaj, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde yıllardır kararlılıkla yürüttüğü güvenlik stratejisinin temel argümanlarını güçlendirirken, uluslararası topluma da terör örgütünün yalnızca askeri ve siyasi baskıyla hareket alanının kısıtlanabileceği yönündeki Ankara'nın değişmez tezini hatırlattı. Türkiye, sahada elde edilen askeri başarıların, diplomatik masada da karşılık bulması gerektiği mesajını bu yaklaşımla güçlü bir şekilde iletiyor.

Terör Koridoruna Geçit Yok: Ankara'nın Kararlı Saha Hakimiyeti

Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren, özellikle DEAŞ ile mücadele bahanesiyle uluslararası alandan destek bulan YPG/SDG, Türkiye'nin güney sınırlarında bir terör koridoru oluşturma çabası içine girdi. Türkiye, bu yapılanmayı milli güvenliğine doğrudan tehdit olarak değerlendirmiş ve PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olarak kabul ederek uluslararası platformlarda defalarca dile getirmiştir. Bu hayati tehdit karşısında Ankara'nın kararlılığı, 2016'daki Fırat Kalkanı, 2018'deki Zeytin Dalı, 2019'daki Barış Pınarı ve 2022'deki Pençe-Kılıç gibi kritik sınır ötesi askeri operasyonlarla somutlaştı. Bu operasyonlar, sadece örgütün yayılmacı hedeflerini önemli ölçüde sekteye uğratmakla kalmamış, aynı zamanda terör örgütünü belirli bölgelerde geri çekilmeye zorlayarak sahada Türkiye lehine geri dönülemez bir güç dengesi oluşturmuştur. Bakan Fidan'ın "sadece güç gördüğünde pozisyon değiştiren" tespiti, işte bu askeri tecrübelerle doğrudan ilişkilenmekte ve örgütün ancak sürekli askeri ve siyasi baskı ile hareket alanının kısıtlanabileceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu durum, Türkiye'nin gelecek dönemde de bölgedeki terör unsurlarına yönelik tavizsiz duruşunu sürdüreceğinin ve milli güvenliğini tehdit eden hiçbir oluşuma izin vermeyeceğinin güçlü bir göstergesidir.

10 Mart Mutabakatı: PKK İnadı ve Suriye'nin İpotek Altındaki Geleceği

Ankara, Suriye'de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için hem askeri hem de diplomatik birçok adımı eş zamanlı olarak yürütmektedir. Bu kapsamda, sahici bir diplomatik çaba olmasına rağmen karşılık bulamayan 10 Mart Mutabakatı'na dikkat çeken Bakan Fidan, bu mutabakatın Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyarak bölgedeki yerel halkın yönetime katılımını sağlamayı ve terörden arındırılmış güvenli bölgeler oluşturmayı hedeflediğini vurguladı. Fidan, mutabakatın teorik potansiyeline işaret ederek, "Projenin kendisi oldukça gerçekçi bir proje kağıt üstünde baktığınızda" ifadelerini kullandı. Ancak Bakan Fidan, bu önemli mutabakatın hayata geçirilememesinin yegane nedenini, "bu konuya girmede PKK’nın gönlünün olmaması" olarak açıkladı. Bu tespit, terör örgütünün siyasi çözümlerden ziyade şiddet ve işgal yoluyla bölgedeki varlığını sürdürme eğilimini bir kez daha gözler önüne sererek, barışçıl çözüm arayışlarının nasıl baltalandığını ve Suriye'nin geleceğinin terör örgütünün insafına nasıl terk edildiğini açıkça gösterdi.

Bölgesel Vizyonlar Çatışıyor: Suriye İçin Ortak Zemin mi, Farklı Ajandalar mı?

Bakan Fidan, Suriye'de şiddete başvurmadan gidilecek yolun belli olduğunu belirterek, uluslararası arenadaki genel beklentilere dikkat çekti. Fidan, "bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, ABD’nin istediği bir resim var, bunlar örtüşüyor" ifadeleriyle birçok aktörün vizyonunun kesiştiğini gözler önüne serdi. Ancak Fidan, bu uluslararası uzlaşının dışında kalan tek aktörün İsrail olduğunu da sözlerine ekleyerek, "sadece İsrail'inki örtüşmüyor" dedi. İsrail'in bölgedeki hareket alanını yorumlayan Fidan, "Burada savaşın olmadığı ortamda, başka sahici sıkıntıların reaksiyona geldiği ortamda, İsrail’in bunu değerlendirmeye çalıştığını görüyoruz" sözleriyle Tel Aviv'in mevcut gerilimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabasına işaret etti. Bu durum, bölgesel aktörlerin Suriye'deki nihai vizyonlarının çoğu noktada kesiştiğini, ancak İsrail'in çok farklı ve ayrı bir ajanda izlediğini ortaya koyuyor. Özellikle son yıllarda İsrail'in Suriye topraklarındaki İran destekli milislere yönelik artan hava saldırıları, bu farklı ajandanın somut göstergelerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Netanyahu'nun Suriye Hedefi ve İran Kartı: İsrail'in Bölgedeki Ajandası

Bakan Fidan'ın değerlendirmelerinde, İsrail'in Suriye'deki rolü ve genel bölgesel tutumu da ayrıntılı bir şekilde masaya yatırıldı. Fidan, İsrail'in bölgedeki hareketlerinin Suriye rejimine çok güçlü bir mesaj verdiğini ve rejimin bunu alacağından emin olduğunu ifade etmekle birlikte, kendi öngörüsünü de dile getirdi: "İsrail’in beklediği bir sonun olmayacağını görüyorum." Fidan'a göre, İsrail özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu yönetiminde Suriye rejimini devirme yönünde belirgin bir isteğe sahip; Fidan bunu, "bu bir sır değil" sözleriyle açıkça dile getirdi. Bu hedefler doğrultusunda, Fidan'ın belirttiğine göre, "İran bir müzakere yoluna girdiği zaman, bu sefer İran’ın kabul edemeyeceği derecede ileri şartlar sürülüyor." Bu durum, Suriye krizinin çok katmanlı yapısını, bölgesel aktörlerin karmaşık ajandalarını ve karşılıklı etki-tepki zincirini bir kez daha gözler önüne sererek, sorunun sadece terörle mücadele değil, aynı zamanda derin bir bölgesel güç mücadelesi olduğunu vurguladı. İsrail'in bölgedeki bu agresif ve statükoyu değiştirmeye yönelik tutumu, uzun vadede Suriye'de kapsayıcı bir siyasi çözüm arayışlarını zorlaştıran önemli faktörlerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Ankara'dan YPG/SDG'ye Çağrı: Diyalog ve Bölgesel İstikrar İçin Dönüşüm

Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine verdiği önemi her fırsatta dile getirirken, terör örgütlerinin bölgedeki varlığının uzun vadeli barış ve istikrara en büyük tehdit olduğunu vurgulamaktadır. Bakan Fidan, bu bağlamda YPG/SDG'ye yönelik önemli bir çağrıda bulunarak, "gerçekten Kürtlerin geleceğini düşünüyorlarsa, onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içerisinde durması lazım" dedi. Fidan, örgütün artık "barış yoluyla diyalog yoluyla olması gereken çizgiye gelsinler" ifadesiyle, Türkiye'nin ulusal güvenlik önceliklerinden zerre kadar ödün vermeyeceğinin altını çizdi. Bu güçlü mesaj, aynı zamanda bölgedeki tüm aktörlere diyalog ve siyasi çözüm kapısını aralamaları yönünde Ankara'dan yükselen net bir çağrı niteliği taşımaktadır. Türkiye, ulusal güvenlik çıkarlarını titizlikle korurken, bölgenin genel istikrarı için de aktif bir rol üstlenmeye devam etmektedir. Bu çağrı, bölgedeki Kürt unsurların geleceğinin terör örgütünün dayatmacı ajandasıyla değil, bölgesel istikrar ve komşularla iyi ilişkilerle mümkün olacağına yönelik Türkiye'nin sarsılmaz perspektifini yansıtmaktadır.

Karadeniz'de Stratejik Dönüm Noktası: Montrö ve Türkiye'nin Kritik Liderliği

Dışişleri Bakanı Fidan, bölgesel güvenliğe ilişkin değerlendirmelerinde Karadeniz'deki hayati gelişmelere de değindi. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan gerilimin ortasında, Karadeniz'deki güvenlik dengelerinin yeniden ele alındığını belirten Fidan, "Karadeniz’de ana sorumluluğu Türkiye’nin üstlenmesi gerekiyordu. Şimdi yapılan planlamalarda Karadeniz’in sorumluluğu Türkiye’de" sözleriyle bu konuda Ankara'nın aktif ve merkezi rolünü teyit etti. Bu açıklama, uluslararası hukuk ve özellikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye'nin Karadeniz'deki merkezi rolünün ve bölgesel dengeyi koruma konusundaki hassasiyetinin uluslararası alanda da tartışılmaz bir şekilde kabul gördüğünü ortaya koydu. Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni savaş boyunca titizlikle uygulaması ve Karadeniz'deki liderliği, bölgeye kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin geçişini kısıtlayarak gerilimin tırmanmasını engellemiş, bölgesel güvenlik ve istikrar açısından stratejik bir önem taşımıştır. Ankara'nın bu kritik sorumluluğu üstlenmesi, bölgesel jeopolitikteki ağırlığını bir kez daha teyit ederken, Karadeniz'in bir çatışma alanı olmaktan uzak tutulması için Türkiye'nin oynadığı vazgeçilmez rolü gözler önüne sermektedir.

Maduro Spekülasyonlarına Ankara'dan Şeffaf Yanıt: Türkiye'nin Diplomatik Şeffaflığı

Bakan Fidan, son dönemde kamuoyunda yer alan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun Türkiye ziyareti veya farklı tekliflerle ilgili spekülasyonlara da netlik getirdi. Fidan, "Bize şöyle bir soru ya da teklif gelmedi: Maduro bize Türkiye'ye gelmek istiyorum ya da Maduro size gelsin mi? Böyle bir teklifle hiç muhatap olmadık" ifadelerini kullanarak, bu yöndeki haberlerin asılsız olduğunu belirtti. Ancak Fidan, "Maduro’ya yapılan teklifler var, biz farkındayız" sözleriyle, Venezuela liderine yönelik uluslararası alanda farklı diplomatik girişimlerin ve tekliflerin olduğunu bildiklerini de sözlerine ekledi. Bu açıklama, uluslararası ilişkilerdeki spekülatif haberlere karşı Türkiye'nin şeffaf duruşunu bir kez daha sergilemiş ve kamuoyundaki belirsizlikleri giderme amacı taşımıştır. Aynı zamanda bu durum, Türkiye'nin uluslararası diplomasideki bilgi akışına ve perde arkasındaki gelişmelere olan hakimiyetini de gözler önüne serdi.

Bu haber, yapay zeka teknolojisi destekli olarak hazırlanmıştır. Detaylı bilgi için Editoryal Politikamızı inceleyebilirsiniz. Orijinal kaynak: kaynak habere git

Sonraki haber yükleniyor...
Otomatik yükleme durduruldu
© 2026 YeniTürk Hakkımızda