Ankara'dan SDG'ye Son Uyarı: 10 Mart Mutabakatı'nda Gecikmeye Tahammül Yok
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'nın Suriye'nin kuzeyindeki terör tehdidi kaynaklı güvenlik endişelerini en üst perdeden dile getirerek, Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) kritik bir çağrıda bulundu. Bakan Fidan, 10 Mart'ta varılan mutabakat çerçevesindeki yükümlülüklerini "acilen ve gecikmeksizin" yerine getirmeleri gerektiğini vurguladı. Bu keskin uyarı, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile birlikte ev sahipliği yaptığı, Endonezya Dışişleri Bakanı Sugiono ve Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin’in de katıldığı "Türkiye-Endonezya Dışişleri ve Savunma Bakanları Ortak Toplantısı"nın ardından düzenlenen basın toplantısında geldi. Aynı gün Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile de bir görüşme gerçekleştiren Fidan, Suriye'deki gelişmelerin yakından takip edildiğini ve bu gelişmelerin son aşamada nereye geldiği konusunda sürekli bilgi alışverişinde bulunduklarını belirtti. Bu yoğun diplomasi trafiği, Türkiye'nin Suriye'ye yönelik çok boyutlu ve kapsamlı yaklaşımının güçlü bir göstergesi oldu.
Ankara'dan Çok Yönlü Diplomasi: Endonezya ile Stratejik Köprüler ve Bölgesel İşbirliği
Bakan Fidan'ın açıklamaları, Türkiye'nin küresel ve bölgesel meselelerdeki aktif rolünü bir kez daha pekiştirdi. Fidan, geçen ay Endonezya'nın Sumatra bölgesinde meydana gelen toprak kaymaları ve sel felaketleri nedeniyle iki bakana da taziyelerini dile getirerek, "Bu zor süreçte Endonezya halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu özellikle vurgulamak isterim" ifadesini kullandı. Diplomatik ilişkilerin güçlü seyrine dikkat çeken Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2025 Şubat ayında Endonezya'nın başkenti Cakarta'yı ziyaretini ve Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin (YDSK) ilk toplantısını düzenlediğini hatırlattı. Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto'nun da nisan ayında Türkiye'yi ziyaret ettiğini belirterek, "Liderlerimiz, iki ülke arasındaki ilişkileri en ileri düzeye taşıma konusunda bizleri talimatlandırmışlardır. Bu güçlü iradeden hareketle bugünkü toplantımızda stratejik işbirliğimizin tüm boyutlarını ele alma imkanımız oldu" diye konuştu. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolar seviyesine çıkarılması kararlılığının altı çizilirken, stratejik işbirliğinin derinleştirilmesi öngörülen alanlar şunlar oldu:
- Müteahhitlik
- Enerji
- Sağlık
- Helal gıda
Çok taraflı platformlardaki işbirliğinin de devam edeceğini vurgulayan Bakan Fidan, "Türkiye olarak Asya Pasifik'e yönelik bütüncül misyonumuzun çerçevesini Yeniden Asya girişimimizle çiziyoruz. Bu doğrultuda Asya'daki ülkelerle ve bölgesel kuruluşlarla işbirliğimizi karşılıklı fayda temelinde güçlendirmeye devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. Görüşmelerle ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği) ile ilişkileri diyalog ortaklığı seviyesine yükseltme iradesi teyit edilirken, Endonezya'nın bu konudaki yapıcı desteğinden duyulan memnuniyet dile getirildi. Bakan Fidan, özellikle Asya Pasifik'teki gelişmelerle ilgili bilgi aldıklarını ve Türkiye'nin bölgedeki politikayı daha iyi ayarlamakta ve yönlendirmede bu bilgilere her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu belirtti. Bu bağlamda, Endonezya gibi güçlü bir ortağın varlığının memnuniyet verici olduğunun altını çizerek, "Siyasi ve güvenlik işbirliğimizi bütüncül bir anlayışla derinleştirmeye devam edeceğiz" mesajını verdi.
Küresel Krizler Gündemde: Filistin'den Sudan'a Ortak Çözüm Arayışları
Görüşmelerde Filistin ve Gazze meselesi başta olmak üzere bölgesel gelişmeler de detaylıca ele alındı. Bakan Fidan, Gazze konusunda Endonezya ile geçtiğimiz iki yıl boyunca "muazzam bir işbirliği" yapıldığını hatırlatarak, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi tarafından oluşturulan temas grubundaki 8 üye ülkeden biri olunduğunu vurguladı. Fidan, "Bugüne kadar alınan bütün sonuçlarda Endonezya'nın da katkısı var" diyerek bu işbirliğinin önemine dikkat çekti ve ekledi: "İslam ülkeleri kendi bölgelerine ait sorunlarıyla ilgili konuları ele almada gerekli inisiyatifi, cesareti, çabayı samimiyeti gösterirlerse gerçekten mesafe kaydedebiliyorlar. Bunun örneğini gördük. Bunu başka yerlerde de tekrar etmemiz gerekiyor." Ayrıca Yemen, Somali ve Sudan'da cereyan eden olaylar hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu. Bu kapsamlı diyalog, Türkiye'nin bölgesel ve küresel meselelerdeki yapıcı rolünü ve ortak çözüm arayışlarındaki kararlılığını pekiştirdi.
Suriye Krizinin Kökenleri ve YPG/PKK Tehdidinin Kronolojisi
Türkiye'nin Suriye'deki ulusal güvenlik kaygıları, Suriye iç savaşının başlangıcına, DEAŞ terör örgütünün yükselişine ve bu kaotik ortamdan faydalanarak bölgede terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı olan YPG'nin güç kazanmasına dayanıyor. Ankara, YPG'yi doğrudan bir terör örgütü ve PKK'nın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ederken, bu yapının Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu "terör koridorunu" ve sınır hattında giderek artan varlığını yıllardır ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görüyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin SDG'ye DEAŞ'la mücadele gerekçesiyle verdiği askeri ve siyasi destek, Türkiye ile Batılı müttefikler arasında derin anlaşmazlıklara yol açmış, bu durum sahadaki dinamikleri daha da karmaşık hale getirmişti. Türkiye, bu örgütün bölgedeki kontrolünü genişletme çabalarına, yerel halka yönelik baskılarına ve sivilleri hedef alan eylemlerine defalarca dikkat çekerek, uluslararası toplumu bu konuda ortak bir tavır almaya ve somut adımlar atmaya çağırmıştı. Fidan, Suriye'de kamu düzeninin sağlanmasının, halkın refahı ve huzuru açısından fevkalade önemli olduğunu vurgulayarak, terörle mücadelenin en iyi şekilde devam etmesi gerektiğini belirtti.
10 Mart Mutabakatı: Ankara'nın Kırmızı Çizgileri ve Kapsamlı Beklentileri
Bakan Fidan'ın işaret ettiği 10 Mart mutabakatının içeriği henüz kamuoyuyla detaylı olarak paylaşılmamış olsa da, Ankara'nın yıllardır dile getirdiği terörle mücadele ve sınır güvenliği önceliklerini eksiksiz bir şekilde barındırdığı değerlendiriliyor. Türkiye, başta YPG/PKK olmak üzere, Suriye'nin kuzeyindeki terör unsurlarının varlığını ulusal güvenliğine doğrudan ve bertaraf edilmesi gereken bir tehdit olarak görmekte ve bu yapıların bölgeden tamamen arındırılmasını talep etmektedir. Fidan, "SDG'nin de 10 Mart Mutabakatı'na uyup bir an önce üzerine düşen yükümlülükleri getirmesini bekliyoruz" diyerek bu beklentiyi net bir şekilde ifade etti. Bu mutabakatın, bölgedeki terör koridoruna karşı atılacak somut adımları, terörist unsurların Türkiye sınır hattından çekilmelerini, bölgeden arındırılmalarını ve Türkiye'nin operasyonel kaygılarını giderecek mekanizmaları içerdiği düşünülüyor. Ankara'nın bu mutabakattan temel beklentisi, sadece sınır güvenliğinin sağlanması değil, aynı zamanda terör örgütlerinin altyapılarının kalıcı olarak yok edilmesi, demografik yapının korunması ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün fiilen tesis edilmesi olarak öne çıkıyor.
Sahadaki Kararlılık: Türkiye'nin Terörle Mücadelede Emsalsiz Sicili
Türkiye, Suriye'deki güvenlik tehditlerine karşı geçmişte Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018), Barış Pınarı (2019) ve Bahar Kalkanı (2020) gibi kapsamlı sınır ötesi harekatlar düzenleyerek bölgedeki istikrarsızlığın sona ermesi ve terör unsurlarının temizlenmesi konusundaki kararlılığını somut bir şekilde göstermiştir. Bu operasyonlar sayesinde, Türkiye güney sınırında binlerce kilometrekarelik alanı terörden arındırarak hem kendi güvenliğini sağlamış hem de bölge halkına nefes aldırmıştır. Bu harekatlar, Türkiye'nin terör örgütlerinin sınır hattında oluşturduğu yapılanmaları parçalama, bölgede güvenli bölgeler tesis etme ve milyonlarca Suriyelinin güvenli ve gönüllü dönüşüne zemin hazırlama iradesinin en net göstergelerinden olmuştur. Diplomatik kaynaklar, Bakan Fidan'ın son uyarısının, Ankara'nın sadece bir beklenti değil, aynı zamanda uluslararası hukuktan doğan meşru hakkı ve uluslararası arenada haklı gerekçelerle desteklenen bir talep olduğunun altını çizdiğini belirtiyor. Bu operasyonlar, Türkiye'nin "söz bittiğinde saha başlar" prensibinin de somut birer göstergesidir.
SDG'nin Sorumluluğu ve Uluslararası Aktörlere Kritik Mesaj
Dışişleri Bakanı Fidan'ın, SDG'nin mutabakattaki taahhütlerini yerine getirme konusundaki ciddiyetini sorgulayan net ifadeleri, bölgedeki mevcut dengeler üzerinde önemli bir etki yaratmaya aday. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile aynı gün yaptığı görüşmede, Suriye'deki gelişmelerin son aşamada nereye geldiği ve ne yapıldığına dair bilgi alışverişinde bulunulması, Türkiye'nin Suriye ile doğrudan diyalog kurma iradesini ve terörle mücadeledeki kararlılığını pekiştirdi. Güvenlik analistleri, Türkiye'nin bu çağrısının yalnızca SDG'ye değil, aynı zamanda bölgede etkisi olan başta Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu olmak üzere diğer uluslararası aktörlere de doğrudan bir mesaj niteliğinde olduğunu belirtiyor. Analistler, bu devletlerin de söz konusu mutabakatın uygulanması ve bölgedeki istikrarın sağlanması konusunda somut sorumluluk alması gerektiğinin altını çiziyor. Zira, SDG'ye dolaylı veya doğrudan destek veren ülkelerin, Türkiye'nin en temel güvenlik endişelerini görmezden gelmesi veya hafife alması, bölgesel istikrarsızlığı körükleyici ve yeni gerilimlere kapı aralayıcı bir etki yaratmaktadır. Uluslararası hukukun gereği olarak, bölgesel güvenliğe katkı sağlamak tüm aktörlerin ortak sorumluluğudur ve bu çağrı bir test niteliği taşımaktadır.
Bölgesel İstikrar ve Gelecek Projeksiyonları: "Yeniden Asya" Vizyonunda Sürdürülebilir Bir Suriye
Suriye'nin kuzeyindeki siyasi ve güvenlik gelişmeleri, sadece askeri ve diplomatik alanla sınırlı kalmıyor; Türkiye'nin "Yeniden Asya" girişimi ve bölgedeki güçlü ortaklıklar vizyonuyla da yakından ilişkilendiriliyor. Asya Pasifik'teki gelişmelerle ilgili koordinasyonun önemine değinen Bakan Fidan, iki gün önce Malezya Başbakanı Enver İbrahim'in Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Türkiye'de ağırlanmasını hatırlatarak, Asya Pasifik'teki bu istikrarlı yürüyüşün ortaklarla beraber devam edeceğinin altını çizdi. Fidan, "Bugünkü toplantımız, Türkiye ve Endonezya'nın ikili, bölgesel ve küresel meselelerde ortak vizyona sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur" ifadesini kullandı. Bölgedeki tansiyonun artmasının, sınır ticareti, yeniden inşa projeleri ve potansiyel enerji koridorları üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda uyarılar yapılırken, Ankara'nın güvenlik kaygıları, uzun vadede bölgesel istikrar ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma için bir ön koşul olarak görülüyor. Türkiye'nin talepleri, aynı zamanda bölgenin yeniden imarı, Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve uzun vadede sürdürülebilir bir ekonomik düzenin kurulması için de zemin hazırlamayı hedefliyor; bu da tüm bölge halkının refahı için hayati önem taşımaktadır.
Ankara'dan Keskin Mesaj: Ulusal Güvenlikte Geri Adım Yok, Kararlılık Devam Edecek
Bakan Fidan'ın açıklamasının tonu, Türkiye'nin Suriye politikasında ulusal güvenlik önceliklerinden geri adım atmayacağının ve bu konuda ödün vermeyeceğinin açık bir işareti olarak yorumlanıyor. Gelecek dönemde SDG'nin 10 Mart mutabakatına vereceği yanıt ve başta Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Federasyonu olmak üzere uluslararası aktörlerin bu konudaki tutumu, bölgedeki gerilimin seyrini belirleyecek ana faktörler olacak. Türkiye'nin sahada ve masada eş zamanlı yürüttüğü strateji, önümüzdeki süreçte Suriye'nin kuzeyindeki dengelerin yeniden şekillenmesinde kilit bir rol oynayacak ve Ankara'nın bölgesel güç dengesindeki etkinliğini daha da pekiştirecek. Bu durum, aynı zamanda Suriye'nin geleceği, bölgesel çatışmaların sona ermesi ve bölgenin uzun vadeli barış ve refah potansiyeli için de belirleyici bir nitelik taşıyor. Türkiye, bu süreçte uluslararası camiaya sorumluluklarını hatırlatmaya ve haklı güvenlik kaygılarını dile getirmeye, gerekirse yeni adımlar atmaya devam edecektir. Ankara'nın hedefi, bölgede kalıcı istikrarı ve barışı sağlamaktır.