Tahran'dan Çift Taraflı Mesaj: Savaş da Müzakere de Masada
Ortadoğu’nun jeopolitik dinamiklerini derinden etkileyecek kritik bir eşikte bulunan İran, hem iç hem de dış politikada çetin sınavlarla karşı karşıya. Tahran, uluslararası toplumla ilişkilerinde keskin bir çizgi izlerken, İran devlet televizyonuna göre Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Erakçi’nin Tahran'daki yabancı büyükelçiler ve misyon şeflerine yönelik yaptığı son açıklamalar, ülkenin çifte stratejisini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Erakçi, ülkedeki sokak gösterilerini de değerlendirdiği konuşmasında, Tahran’ın hem karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülecek adil müzakerelere açık olduğunu hem de olası bir askeri çatışmaya karşı tam donanımlı bir hazırlık içinde bulunduğunu vurguladı. Bu çift yönlü mesaj, Tahran’ın mevcut iç karışıklıkların ve yoğun uluslararası baskının gölgesinde çizdiği stratejik yol haritasının önemli bir işaretçisi olarak değerlendiriliyor.
Nükleer Gerilim Sarmalı: Kronik Bir Hesaplaşmanın Perde Arkası
İran'ın bu kararlı duruşu, yıllardır devam eden nükleer programı, bölgedeki stratejik hamleleri ve Batı dünyasıyla gerilimli ilişkilerinin kronikleşen bir yansımasıdır. Özellikle 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ile bir nebze olsun yumuşayan ortam, 2018'de Amerika Birleşik Devletleri’nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle yeniden sertleşmişti. Washington'ın bu kararı sonrası devreye giren ağır ekonomik yaptırımlar, İran'ı uluslararası arenada izole etme ve ülkenin ekonomik dokusunda ciddi tahribatlar yaratma potansiyelini tetikledi. Tahran yönetimi, bu baskılara rağmen nükleer kapasitesini sürdürme ve bölgesel nüfuzunu koruma politikasını devam ettirirken, ülkedeki iç siyasi ve ekonomik dinamikler de dış politikasını şekillendiren başlıca unsurlar oldu. Nükleer programının yanı sıra, İran'ın Yemen, Suriye ve Lübnan gibi bölgelerdeki vekalet savaşlarındaki aktif rolü ve füze denemeleri de Batılı güçler tarafından sürekli bir tehdit olarak algılanmakta, bu da gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Bölgesel istikrarsızlık ve güç mücadelesinin tarihsel arka planı, İran'ın bu stratejik pozisyonunu daha anlaşılır kılıyor; ancak uluslararası toplum, bu durumun daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesinden endişe duyuyor.
Ekonomik Krizden Sokaklara: Protesto Dalgası Nasıl Yayıldı?
Bakan Erakçi'nin uluslararası diplomatlara hitaben yaptığı konuşmanın ardında, İran'ı saran ve 28 Aralık 2025 tarihinde başlayan geniş çaplı protesto dalgası yatıyor. Ülkenin ulusal para biriminin döviz karşısındaki yüksek değer kaybı, uluslararası yaptırımların derinleştirdiği ekonomik sorunlar ve artan işsizlik gibi yapısal problemler, Tahran Büyük Çarşı'da esnafın öncülüğünde başlayan gösterilerin fitilini ateşledi. Bu gösteriler, kısa sürede ülkenin birçok kentine yayılarak hükümet karşıtı toplumsal bir rahatsızlığa dönüştü. Erakçi, protestoların ilk aşamada barışçıl olduğunu ancak daha sonra şiddet olaylarına evrildiğini ve yabancı güçlerin bu olaylara müdahale ettiğini öne sürdü. Bu iddialar, Tahran yönetiminin iç karışıklıkların sorumluluğunu dış aktörlere yükleme eğilimini de gözler önüne seriyor. Benzer ekonomik krizler ve buna bağlı halk protestoları, son on yılda İran'da defalarca yaşanmış, ancak bu denli geniş çaplı bir tepki nadiren görülmüştür.
Washington ve Tel Aviv Hedefte: Erakçi'den Sert Suçlamalar
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Erakçi, dış müdahaleye dair ellerinde somut kanıtlar olduğunu vurgulayarak, "İran'daki son günlerde meydana gelen terör eylemlerinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in müdahalesine dair çok sayıda belge ve kanıta sahibiz," ifadelerini kullandı. Batılı ülkelerin bu süreçteki tutumunu da sert bir dille eleştiren Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Batılı ülkeler, teröristleri kınamak yerine polis güçlerimizi kınıyor. Bunlar, Gazze’de 70 binden fazla Filistinlinin katledilmesini ve ABD ile İsrail tarafından binin üzerinde İran vatandaşının öldürülmesini kınamayan ülkelerdir. Ancak bugün İran'daki teröristleri desteklemektedirler." Erakçi'nin bu açıklamaları, Tahran'ın iç karışıklıkların sorumluluğunu dış aktörlere atma ve uluslararası kamuoyunu kendi lehine çevirme stratejisinin bir yansıması olarak değerlendirildi. Bu sözler, aynı zamanda, bölgesel gerilimin sadece İran’ın iç sorunlarıyla sınırlı kalmayıp, küresel aktörler arasındaki mevcut fay hatlarını da derinleştirdiğini gösteriyor; bu durum, Körfez bölgesindeki güvenlik dinamiklerini daha da karmaşık hale getiriyor.
Diplomasi Kapısı Açık, Savaşa Tam Teçhizat: Tahran'ın İki Uçlu Stratejisi
Erakçi'nin bu kararlı ifadeleri, özellikle nükleer programı ve bölgesel politikaları nedeniyle uluslararası toplumla zaman zaman büyük gerilimler yaşayan İran'ın esnek ancak caydırıcı duruşunu ortaya koyuyor. Bakan, ülkesinin savaş arayışında olmadığını dile getirerek, caydırıcılık mesajını da net bir şekilde verdi: "İran savaşa hazırdır ve önleyici bir savaş gündemimizde yok. Müzakereye de hazırız. Ancak adil, eşit haklara dayalı ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir müzakere olmalıdır," şeklinde konuştu. Bu açıklama, Tahran’ın diplomasi kapısını tamamen kapatmadığı, ancak müzakere masasına güçlü bir konumdan oturma isteğini de vurguluyor. Tahran yönetimi, bir yandan diyalog çağrılarına açık kapı bırakırken, diğer yandan da olası askeri müdahalelere karşı hazırlıklı olduğunu dünyaya ilan ediyor. Bu strateji, hem iç kamuoyuna hem de uluslararası aktörlere yönelik karmaşık bir mesaj içeriyor ve bölgedeki mevcut gerilim atmosferini daha da kızıştırıyor.
HRANA Raporuyla Kanlı Gerçek: Gösterilerin Karanlık Bilançosu
İran'daki gösterilerde hayatını kaybeden ya da yaralananlara ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, insan hakları kuruluşlarından dikkat çekici veriler gelmeye devam ediyor. İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 11 Ocak'ta (gösterilerin 15. gününde) yayımladığı raporda, çarpıcı rakamlar sundu:
- Hayatını kaybedenlerin sayısı: Toplamda 544 kişi. Bu sayının içinde 37 emniyet görevlisi ve bir savcı bulunuyor. En endişe verici detaylardan biri ise hayatını kaybedenler arasında yaşları 18’in altında olan 8 çocuk yer alması.
- Gözaltına alınanların sayısı: Ülke genelinde 10 bin 681 kişi.
Bu rakamlar, ülkedeki gerilimin ve şiddetin boyutunu gözler önüne sererken, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Özellikle gençlerin ve çocukların ölümleri, insan hakları örgütleri tarafından büyük endişeyle karşılanıyor ve uluslararası platformlarda İran'a yönelik baskıları artırıyor. Uluslararası kuruluşlar, Tahran'ı olaylara ilişkin şeffaf bir soruşturma yürütmeye ve insan hakları ihlallerini sonlandırmaya çağrısını yineledi. Bu vahim tablo, hem Tahran üzerindeki iç baskıyı artırıyor hem de uluslararası toplumun İran'a karşı tutumunu belirleyici bir faktör haline geliyor.
Trump'tan Sürpriz İddia: Washington ile Tahran Arasında Gizli Temas İddiaları
İran'ın bu çifte hazır olma durumu, hem bölgesel aktörler hem de küresel güçler tarafından yakından takip ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın son açıklamaları da bu tablonun kritik bir parçası olarak öne çıktı. Trump, İran'ın bir gün önce ABD ile iletişime geçtiğini belirterek, "Onlarla görüşebiliriz. Bir görüşme ayarlanıyor. Ancak yaşananlar (ülkedeki gösteriler) nedeniyle görüşmeden önce harekete geçmemiz gerekebilir," ifadelerini kullanmıştı. Bu açıklama, Tahran'ın diplomasiye yönelik kapısını tam olarak kapatmadığını, ancak Washington'ın İran'daki iç gelişmeler ışığında farklı adımlar atabileceğini de gösteriyor. Bu durum, özellikle Körfez bölgesindeki gerilimi daha da artırma potansiyeli taşıyor ve bölgedeki güç dengelerini daha kırılgan hale getiriyor. Trump'ın bu yorumları, ABD'nin İran'daki iç karışıklıkları bölgesel politikalarını şekillendirme aracı olarak gördüğü yorumlarına neden oldu ve iki ülke arasındaki gerilimli ilişkilerin karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne serdi. Böyle bir gizli temas iddiası, uluslararası diplomasi koridorlarında büyük yankı uyandırırken, iki ülke arasındaki olası bir yakınlaşmanın önündeki engelleri de gözler önüne seriyor.
Ortadoğu'nun Kritik Kavşağı: Tahran'ın Sonraki Adımları Bölgenin Kaderini Belirleyecek
Önümüzdeki dönemde Tahran'ın atacağı adımlar ve uluslararası tepkiler, Ortadoğu'daki güç dengelerini kökten etkileyecek nitelikte. Özellikle İran'ın nükleer programının geleceği, bölgesel vekalet savaşlarındaki konumu ve küresel enerji piyasaları üzerindeki etkileri, diplomatik süreçlerin seyrini belirleyici faktörler arasında yer alacak. Gözlemciler, Tahran'ın müzakere masasında daha güçlü bir konum elde etmek ve uluslararası arenada elini yükseltmek için bu iç kriz dönemini stratejik bir kaldıraç olarak kullanmaya çalıştığını belirtiyor. Bölgesel istikrarsızlığın artması, küresel petrol fiyatlarında ciddi oynaklıklara yol açabilir ve İran ile Batı arasındaki kronik güven bunalımını derinleştirebilir. Bu kriz, yalnızca bölgesel değil, küresel güvenlik ve ekonomi politikaları açısından da yakından izlenmesi gereken kritik bir eşiği işaret ediyor. Tahran'ın gelecek günlerde sergileyeceği tutum, bölgedeki barış ve istikrarın kaderini belirleyecek. Uluslararası toplum, gerilimin tırmanmadan diplomatik yollarla çözülmesini umut ederken, Tahran'ın sert duruşu bu beklentileri zorlaştırıyor ve bölgeyi belirsiz bir geleceğe sürüklüyor. Bu bağlamda, bölgesel ve küresel aktörlerin dengeli ve sağduyulu yaklaşımları, krizin daha büyük bir felakete dönüşmesini engellemek adına hayati önem taşıyor.