Tahran'dan Protestoculara Hızlı Yargılama Tehdidi: Hoşgörü Tanınmayacak
İran'da toplumsal tansiyonun zirveye ulaştığı, sokakların protestolarla dalgalandığı ve uluslararası kamuoyunun kaygıyla gelişmeleri izlediği kritik bir dönemde, ülkenin Genel Başsavcısı Muhammed Muvahhidi'den emsali görülmemiş derecede sert bir adım geldi. İran Devlet Televizyonu aracılığıyla savcılıklara doğrudan seslenen Muvahhidi, ülkedeki "kargaşa" olaylarına karışanlara yönelik acil ve tavizsiz bir adli süreç talimatı verdi. Başsavcı Muvahhidi, açıklamasında şu net ifadeleri kullandı: "Halka ihanet eden, ülkenin yabancıların kontrolüne girmesini hedefleyen ve huzur ortamını bozanlarla ilgili iddianameler vakit kaybetmeden hazırlanmalı." Bu sözleriyle, hızlandırılmış yargılamaların kaçınılmaz olduğunu açıkça belirtti.
Yargıdan Keskin Uyarı: Af Kapısı Tamamen Kapalı
Muvahhidi'nin savcılıklara ilettiği talimatta, soruşturma süreçlerinin "hoşgörü ve merhamet gösterilmeksizin" yürütülmesi gerektiği yönündeki keskin uyarı dikkat çekti. Bu duruş, Tahran yönetiminin kargaşa olarak nitelendirdiği olaylara karışanlara yönelik sıfır tolerans politikasının en net ifadesiydi. Genel Başsavcı, "Kargaşa çıkaranlara yöneltilen suçlar aynıdır. Bu kapsamda tüm failler muharebe suçu işlemiş sayılacaktır. Failler kandırıldık diyerek bu suçlardan kurtulacaklarını zannetmesinler. Çünkü tüm uyarılar yapılmıştır." ifadelerini kullanarak, olası bir af kapısının tamamen kapalı olduğunu ve faillerin eylemlerinin hukuki sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklarını vurguladı. Bu kararlılık, İran'ın birçok kentinde patlak veren ve geniş kitleleri sokağa döken toplumsal olaylar karşısında yönetimin sergilediği tavizsiz tutumu gözler önüne seriyor.
Yılların Birikimi: Kronik Sorunlar ve Tekrarlayan Protesto Dalgaları
İran, uzun yıllardır ağır uluslararası yaptırımlar, yüksek enflasyon, kronik işsizlik ve ekonomik eşitsizlik gibi derin yapısal sorunların pençesinde. Özellikle genç nüfus ve orta gelirli kesimler arasında biriken büyük bir memnuniyetsizlik, ülke genelinde sık sık toplumsal hareketlenmelere zemin hazırlıyor. 2017 ve 2019 yıllarındaki büyük protesto dalgaları da dahil olmak üzere, bu tür hareketlenmeler genellikle hayat pahalılığı ve temel ihtiyaçlara erişimdeki sıkıntılarla başlayıp, hızla siyasi taleplere dönüşme eğilimi gösteriyor. Tahran yönetimi, geçmişteki benzer krizlerde de sert müdahalelerle gösterileri bastırmayı tercih etmişti. Ancak mevcut dalga, bu köklü sorunların ve ekonomik buhranın birikimiyle ortaya çıkan en şiddetli ve geniş çaplı dışavurumlarından biri olarak ülkenin yakın tarihindeki yerini alıyor. Toplumsal gerilim, özellikle kentli kesimler arasında günlük yaşamı olumsuz etkileyen ekonomik zorluklarla daha da derinleşiyor.
Protesto Dalgasının Acı Bilançosu: 28 Aralık 2025'ten Bugüne
Ülkedeki mevcut gerilimin fitili, 28 Aralık 2025'te başkent Tahran'ın tarihi Büyük Çarşı'sında esnafın, yerel para birimi riyalin döviz karşısındaki yüksek değer kaybı ve derinleşen ekonomik sorunlar nedeniyle başlattığı protestolarla ateşlendi. Kısa sürede İran'ın birçok kentine hızla yayılan gösteriler, ülkenin dört bir yanında büyük bir toplumsal harekete dönüştü. Resmi makamlar olaylarda ölen ya da yaralananlara ilişkin herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınırken, İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 9 Ocak'ta – yani gösterilerin 13. gününde – yayımladığı raporda acı bir bilanço sundu: Aralarında 15 emniyet görevlisinin de bulunduğu 65 kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı ve 2 bin 311 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Bu çarpıcı rakamlar, ülkedeki gerilimin boyutunu, yaşanan trajediyi ve olayların ne denli geniş bir alana yayıldığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
'Muharebe Suçu' ve Ağır Cezalar: İdamdan Sürgüne Uzanan Yargılamalar
Genel Başsavcı Muvahhidi'nin kesin talimatıyla, savcılıkların, gözaltına alınan ya da kimlikleri tespit edilen 'kargaşa' şüphelileri hakkında delil toplama ve dava hazırlıklarını rekor sürede tamamlaması bekleniyor. Muvahhidi'nin "Failler kandırıldık diyerek bu suçlardan kurtulacaklarını zannetmesinler. Çünkü tüm uyarılar yapılmıştır." sözleri, yargılamaların normal seyrinden çok daha kısa sürede sonuçlanabileceği ve potansiyel cezaların şok etkisi yaratacak denli caydırıcı olabileceği yorumlarını güçlendiriyor. İran Ceza Kanunu'nun 282. maddesi, 'muharebe suçu'nun işlendiği durumlarda idam cezasını açıkça öngörüyor. Yasa, hakimlere sanığın memleketinden uzak bir yerde sürgün (iç sürgün) ya da sağ el ile sol ayağın kesilmesi gibi alternatif cezaları uygulama yetkisi de tanıyor. Cezaların bu geniş yelpazesi, Tahran yönetiminin konuyla ilgili hiçbir seçeneği göz ardı etmeyeceğini ve en ağır yaptırımlara başvurmaktan çekinmeyeceğini güçlü bir şekilde gösteriyor. Bu adımlarla, sokaklardaki protesto dalgasının hızla bastırılması ve benzer eylemlerin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Dijital Alan da Hedefte: Sosyal Medya ve Konuşmacılara Sıkı Takip
Başsavcı Muvahhidi'nin uyarıları sadece sokaktaki protestocularla sınırlı kalmadı. Muvahhidi, sosyal medyada ön plana çıkan figürler ile çeşitli platformlarda konuşma yapanların da "dikkatli olması gerektiğini" özellikle vurguladı. Bu açıklama, Tahran yönetiminin toplumsal hareketlenmelerin kökenindeki dijital platformlardaki örgütlenmeleri ve kamuoyunu yönlendiren söylemleri de yakın markaja aldığını, bu alanlarda da adli süreçleri devreye sokmaktan çekinmeyeceğini ortaya koyuyor. Özellikle mesajlaşma uygulamaları ve sosyal ağlar üzerinden örgütlenen protestoların önüne geçilmesi hedeflenirken, bu sert duruş, ifade ve toplanma özgürlüğü üzerindeki baskının daha da artırılacağı yönündeki endişeleri beraberinde getiriyor.
Uluslararası Tepki ve Tırmanan Gerilim: İran İçin Kırılma Noktası
Analistler, Tahran yönetiminin bu kararıyla hem içerideki muhalif kesimlere, özellikle de protesto dalgasını sürdüren gençlere, hem de dış güçlere yönelik net ve tavizsiz bir mesaj verdiğini belirtiyor. Bölgedeki mevcut gerilimli atmosfer ve uluslararası siyasetin çalkantılı dinamikleri göz önüne alındığında, bu tür adımların İran'ın iç istikrarı üzerindeki etkileri dikkatle izleniyor. Sertleşen bu tutumun, ekonomisi zaten derin krizde olan ülkedeki toplumsal huzursuzluğu daha da tırmandırma potansiyeli taşıdığı ifade ediliyor.
Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları ise, hızlandırılmış yargılama süreçlerinin şeffaflığı ve sanıkların adil yargılanma hakkı konusunda ciddi endişelerini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, Avrupa Birliği (AB) ve çeşitli uluslararası insan hakları örgütlerinden gelebilecek sert kınamalar ve olası yaptırım çağrıları, İran'ın dış ilişkilerini daha da germe ve uluslararası alanda daha fazla izole olma potansiyeli taşıyor. Tahran yönetimi ise tüm bu eleştirilere karşın, ulusal güvenliği ve kamu düzenini koruma noktasında kararlı olduklarını her fırsatta vurguluyor. Önümüzdeki süreçte atılacak adımlar ve hızlandırılmış yargılamaların seyri, İran'ın iç siyasetinde yeni kırılmalara yol açabilir ve bölgesel dengeler üzerinde çok önemli yankılar uyandıracaktır. Bu süreç, sadece protestoların geleceğini değil, aynı zamanda İran'ın uluslararası konumunu da şekillendirecek kritik bir dönüm noktası olabilir.