Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran, küresel ekonomik dönüşümün ve sanayinin mevcut durumunun merceğe alındığı önemli değerlendirmelerde bulundu. Dalgakıran, ekonomik büyümenin ve ülkenin stratejik bağımsızlığının kilit taşı olarak makine sektörünü işaret ederken, özellikle Çin kaynaklı rekabetin yapısal bir tehdit haline geldiğine dikkat çekti. Bu çarpıcı değerlendirme, yerli üretimin ve yüksek katma değerli sanayinin gelecek dönemdeki kritik rolünü bir kez daha gündeme taşıdı.
Makine Sanayii: Ekonominin Lokomotifi mi, Küresel Rekabetin Kurbanı mı?
Dalgakıran, yaptığı açıklamada, makine imalat sanayisinin yalnızca ihracat potansiyeliyle değil, aynı zamanda diğer sektörlere sağladığı girdi ve teknoloji transferiyle de ekonomiye yön verdiğini belirtti. Türkiye'nin küresel rekabette öne çıkabilmesi için kendi teknolojisini üreten ve makine parkurunu sürekli yenileyen bir sanayi yapısına sahip olmasının elzem olduğunu vurguladı.
Ancak, Dalgakıran, tüm sektörlerin aynı ölçüde sıkıntı yaşamadığının altını çizdi. İthalat baskısının olmadığı, iç pazara çalışan sektörlerde sorunlar daha sınırlı seyrederken; ihracat odaklı ve küresel rakiplerle doğrudan rekabet eden alanlarda tablonun daha zorlayıcı olduğunu ifade etti. Bu bağlamda, konfeksiyon sektörünün ardından makine sektörünün de bu baskıyı yoğun şekilde hisseden sektörlerin başında geldiğini belirtti.
Sektör temsilcileri de, makine sanayisinin, her türlü üretimin temelini oluşturduğunu ve bu nedenle ülke ekonomisinin "ana damarlarından" biri olduğunu ifade ediyor. Özellikle son yıllarda Türkiye'nin ihracat hedeflerine ulaşmasında makine ihracatının payının giderek arttığına dikkat çekiliyor. Bu durum, sektörün sadece kendi içindeki büyümeyi değil, aynı zamanda genel ekonomik kalkınmayı da tetiklediğini gösteriyor.
Rekabetçi Dezavantajlar ve Artan Maliyet Yükü
Dalgakıran, makine sektöründe yerlilik oranının yaklaşık yüzde 75 seviyesinde olmasına rağmen, bu durumun mevcut maliyet yapısında önemli bir dezavantaj yarattığını vurguladı. Yerli girdi oranı arttıkça maliyetlerin yükseldiğini belirten Dalgakıran, "Bugün ne kadar ithal girdi kullanıyorsanız fiyat açısından o kadar avantajlısınız. Yerli üretimin pahalı hale gelmesi sanayinin rekabet gücünü zorluyor" ifadelerini kullandı.
Ayrıca, iş gücü maliyetlerindeki artışın sanayinin temel sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Dalgakıran, üretimde işçilik ve genel gider payı yüzde 30’un üzerine çıkan firmalarda sıkıntının çok daha derin hissedildiğini söyledi. Son 3–4 yılda döviz bazında ücretlerin 2–3 kat arttığını belirten Dalgakıran, hizmet ve gıda sektörlerinde fiyatların daha kolay yükseltilebildiğini, sanayide ise maliyetlerin şiştiğini kaydetti.
Küresel Ekonomik Savaşın Yeni Cepheleri: ABD, Çin ve Korumacılık
Küresel ölçekte yaşanan dönüşümü "ekonomik savaş" olarak tanımlayan Dalgakıran, dünyada korumacılığın yeniden yükseldiğini söyledi. Gümrük duvarlarıyla başlayan sürecin bugün regülasyonlar ve standartlarla devam ettiğini belirterek, "Küreselleşme döneminin ardından dünya tekrar başa döndü. Artık yeni stratejiler geliştirmek zorundayız" dedi.
Dalgakıran, dünya ekonomisinin iki ana kutup etrafında şekillendiğini vurguladı: "Bir tarafta ABD var; sanayiden bilişim toplumuna geçiyor, inovasyon ve icatlar hâlâ orada. Diğer tarafta ise Çin bulunuyor. Kim ne yapıyorsa aynısını, hatta daha ucuza yapabiliyor. Son 20 yıldır izlediğimiz şey bu iki gücün mücadelesi."
Makine sektörüne ilişkin küresel verileri paylaşan Dalgakıran, Çin’in stratejik hamlelerine dikkat çekti. "10 yıl önce Çin’de makine sektörünün büyüklüğü 100 milyar dolar seviyesindeyken Almanya 300 milyar dolardaydı. Bugün Almanya hâlâ 300 milyar dolar civarında, Çin ise 500 milyar doları aşmış durumda." dedi.
Türkiye'nin Çin ile olan makine ticareti dengesine de değinen Dalgakıran, "2025 yılında Türkiye’nin 45 milyar dolarlık makine ithalatı yaptığını, bunun 12,5 milyar dolarının Çin’den geldiğini belirten Dalgakıran, Çin’in Türkiye’ye makine ihracatının bir yılda yüzde 13 arttığını vurguladı. Asıl tehlikeli nokta Çin’in bize yaptığı makine ihracatı" sözleriyle endişelerini dile getirdi.
Yüksek Teknoloji ve Stratejik Odak: Makine Sektörü Bir Lokomotif
Adnan Dalgakıran, bağımsız bir ekonominin, kendi makinesini üretebilen ve bu makineleri dünya pazarlarına sunabilen ülkelerden geçtiğini ifade etti. Bu bağlamda, Ar-Ge ve inovasyona yapılan yatırımların önemine değinen Dalgakıran, Türkiye'nin teknolojik dönüşümünü hızlandırması ve yüksek katma değerli ürünler üretme kapasitesini artırması gerektiğini belirtti.
Dalgakıran, Türkiye’de orta yüksek ve yüksek teknoloji ihracatındaki artışın büyük ölçüde savunma ve havacılıktan kaynaklandığını belirtti. Ancak bu alanların sürdürülebilirliği için makine sektörünün temelini oluşturduğunu vurgulayarak, "Türkiye'nin orta yüksek ve yüksek teknolojiyi artırması lazım ama burada makine sektörünün çok dikkate alınması lazım. Odak kaçırmayalım, diğerlerini büyütürken makinayı ıskalamayalım. Odağı makine olan bir sanayileşme gerekli. Makine sektörü odakta tutulmazsa, savunma ve diğer orta yüksek teknolojili sektörler de sürdürülebilir olamaz. Makine bir lokomotiftir" ifadelerini kullandı.
Ekonomistler, makine sektörünün teknoloji yoğun yapısı nedeniyle, bu alandaki her gelişmenin domino etkisiyle birçok farklı sanayi kolunu pozitif etkilediğini dile getiriyor. Enerji, otomotiv, savunma sanayii gibi stratejik alanlarda yerlileşme ve millileşme hedeflerine ulaşmada makine sektörünün kritik bir rol oynadığının altı çiziliyor.
Geleceğe Yönelik Stratejiler ve Makine Sektörünün Vizyonu
Dalgakıran, çözüm önerilerine de değinerek, küçük işletmelerin birleşerek ölçek büyütmesi gerektiğini belirtti. "Şirketler mutlaka birleşmeli. Büyük ölçekli firmalarla işçiliği bedava yapsanız bile rekabet edemezsiniz. Seri üretim yerine niş ve teknolojik alanlara, ‘terzi usulü’ çözümlere odaklanmak gerekiyor. Teknolojik alanlara doğru genişlemek lazım" dedi. İş dünyasının bu yeni küresel savaş ortamında eski bilgilerle hareket edemeyeceğini vurgulayan Dalgakıran, üretimin ve makine sektörünün stratejik öneminin daha da arttığını çok net bir şekilde gördüklerini sözlerine ekledi.
Makine sektörünün performansına ilişkin güncel verileri de paylaşan Dalgakıran, 2025’te 28,5 milyar dolarlık makine ihracatı gerçekleştirildiğini hatırlatarak, kilogram başına ihracat değerinin 6,5 dolardan 8 dolara yükselmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.
Gelecek yıllara yönelik beklentilerini de dile getiren Dalgakıran, 2026 yılına ilişkin Avrupa’da sınırlı bir hareketlilik beklendiğini ancak bunun büyük bir sıçrama yaratmayacağını belirtti. 2026'nın da 2025’e benzer bir yıl olacağını kaydeden Dalgakıran, mevcudu korumayı başarı olarak gördüklerini ifade etti. 2027 için de benzer bir tablo öngördüklerini belirten Dalgakıran, değerli Türk Lirası politikasının bir süre daha devam edeceğini ve bunun bazı firmaların sistem dışına çıkmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Dalgakıran'ın açıklamaları, Türkiye'nin gelecekteki ekonomik yol haritasında makine imalat sanayisinin stratejik bir konuma sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu sektördeki gelişmeler, ülkenin sadece ekonomik bağımsızlığını değil, küresel güç dengesindeki yerini de doğrudan etkileyecek potansiyeli taşıyor.