Küresel merkez bankaları, pandemi sonrası dönemde altın taleplerini ikiye katlayarak dikkat çekici bir trend başlattı. Dünya genelinde yaşanan ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve enflasyonist baskılar karşısında, geleneksel güvenli liman olan altına yönelik bu güçlü yönelim, uluslararası rezerv yönetiminde önemli bir stratejik değişime işaret ediyor.
Son açıklanan verilere göre, merkez bankalarının altın rezervlerini güçlendirme çabası, özellikle gelişmekte olan ülkelerden olmak üzere, daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Bu durum, yalnızca varlık çeşitlendirme arayışının değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki oynaklıklara karşı bir sigorta oluşturma isteğinin de bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Küresel Riskler Altın İştahını Kabarttı
Ekonomistler, merkez bankalarının altın alım iştahının kabarmasında birkaç temel faktörün etkili olduğunu belirtiyor. Başta Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere artan jeopolitik riskler, küresel tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ve birçok ülkede çift haneli seviyelere ulaşan enflasyon oranları, geleneksel rezerv para birimlerinin gücüne dair soru işaretleri yaratıyor. Bu ortamda, fiziki altının somut bir değer saklama aracı olarak yeniden öne çıktığı gözlemleniyor.
Sektör temsilcileri, bu yükselişin tek seferlik bir durum olmadığını, aksine uzun vadeli bir stratejik dönüşümün parçası olduğunu vurguluyor. Özellikle ABD dolarının küresel rezerv para birimi statüsüne yönelik potansiyel sorgulamalar ve alternatif rezerv varlık arayışları, altın talebini daha da körüklüyor.
Piyasalarda Altın Rüzgarı Devam Edecek mi?
Merkez bankalarının rekor düzeydeki altın alımları, elbette küresel altın fiyatları üzerinde de yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor. Analistler, bu trendin önümüzdeki dönemde de devam etmesinin beklendiğini ifade ediyor. Özellikle gelişmekte olan piyasa merkez bankalarının, rezervlerini çeşitlendirme ve kur risklerinden korunma motivasyonlarının yüksek olduğu belirtiliyor.
Uluslararası finans kuruluşları, merkez bankalarının portföylerinde altının payının artmasının, küresel finansal sistemin dengeleri üzerinde de etkileri olabileceğini dile getiriyor. Bu durum, yatırımcıların da altına olan ilgisini canlı tutarken, emtia piyasalarında hareketliliğin süreceğine işaret ediyor.