Kahramanmaraş Depremlerinin Gölgesinde Bir 10 Ocak: Gazeteci Erol Öner'in Dinmeyen Acısı
Kahramanmaraş merkez üssü, 6 Şubat 2023 tarihinde Pazarcık'ta 7,7 ve Elbistan'da 7,6 büyüklüğünde meydana gelen, "asrın felaketi" olarak adlandırılan depremlerin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen acılar dinmiyor, yaralar kabuk bağlamıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük doğal afetlerinden biri olarak kayıtlara geçen bu felaketin derin izlerini taşıyan deneyimli gazeteci Erol Öner, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü yüreğinde dinmeyen bir hüzünle karşılıyor. Kızı, damadı ve iki torununu enkaz altında yitiren Öner, meslektaşlarının bu anlamlı gününü buruk bir tebessümle izlerken, yaşadığı tarifsiz üzüntüyü Anadolu Ajansı (AA) muhabirine içtenlikle anlattı.
Türkiye'nin Deprem Gerçeği ve 6 Şubat'ın Yeri
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla tarih boyunca birçok yıkıcı depremle yüzleşmiş bir ülke. Ancak 6 Şubat 2023 tarihinde, sabah 04.17'de Pazarcık ve ardından Elbistan merkezli olarak yaşanan bu çifte deprem, ülkenin sismik tarihi açısından bir dönüm noktası oldu. Bilim insanları tarafından yüzyılın felaketi olarak tanımlanan bu afetin büyüklüğü, sadece Kahramanmaraş'ı değil; Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ olmak üzere toplam 11 ilde büyük yıkıma yol açtı. Resmi kayıtlara göre 53 binden fazla vatandaşın hayatını kaybetmesine, yüz binlerce kişinin yaralanmasına ve milyonlarca insanın evsiz kalmasına neden olan bu felaket, 1999 Marmara Depremi gibi geçmişteki büyük acıları bile geride bırakarak ülkenin yakın tarihindeki en yıkıcı olaylardan biri olarak hafızalara kazındı. Şehirler adeta haritadan silinirken, bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da derinden sarsıldı. Erol Öner'in hikayesi de bu büyük tablonun kişisel ve yürek dağlayan bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Felaketin İlk Anları: Toz Duman İçinde Bir Yıkım
6 Şubat depremleri, sadece Kahramanmaraş'ı değil, çevre birçok ili de derinden sarsarak binlerce hayatı altüst etti, şehirleri yıkıma uğrattı. Deneyimli gazeteci Erol Öner için de bu, tarifi imkansız bir yıkım anlamına geliyordu. Depremin yaşandığı ilk anları Anadolu Ajansı muhabirine anlatan Öner, o anları şöyle dile getirdi: "O gün sadece kendi ilimizin yıkıldığını sanıyorduk. Her yer toz dumandı. Birçok ilin etkilendiği depremde kızım, damadım ve iki torunumu kaybettim. Eşimle birlikte onların acısını halen yaşıyoruz." Bu sözler, felaketin kişisel ve toplumsal boyutunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Depremlerin üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen, bölgedeki acılar ilk günkü tazeliğini koruyor; her bir hikaye, yaşanılan büyük felaketin bir kanıtı olarak duruyor. Öner'in ailesini kaybetmesinin acısı, her geçen gün tazeliğini koruyan bir yara olarak yaşamında yerini almış durumda.
Kahramanmaraş'a Adanmış Bir Ömür: 32 Yıllık Kalem
Erol Öner, mesleğe 1994 yılında yerel radyoda adım atarak yaklaşık 32 yıldır aralıksız gazetecilik yapıyor. "Kahramanmaraş'ı tanıtmak adına mesleğini çok seviyorum" diyen Öner, bu süreçte şehrin tanıtımı ve gelişimi için büyük bir özveriyle çalıştığını dile getiriyor. Yaklaşık 18 yıldır şehrin önemli yayın kuruluşlarından Aksu TV'de genel müdür yardımcısı olarak görev yapan Öner, işine olan bağlılığından ödün vermiyor. "İşimi çok seviyorum" diyerek mesleğine olan tutkusunu vurgulayan Öner, televizyonda hem haberleri sunma sorumluluğunu üstleniyor hem de kendi imzasını taşıyan programlar hazırlıyor. Uzun süre "Beyaz Kelebek" adlı programıyla ilçelere ve köylere ulaşan Öner, şimdi ise "Kahramanmaraş'ı Geziyorum" adlı yapımıyla şehrin en ücra noktalarına, köylerine kadar giderek adeta "dağ taş geziyor". Muhtarlar ve halkla birebir sohbet ederek bölgenin nabzını tutmaya devam ediyor. Bu programlar, Öner'in Kahramanmaraş'a olan derin sevdasının ve şehrin kültürel, sosyal yapısını kaydetme arzusunun somut birer göstergesi niteliğinde.
10 Ocak'ı Buruk Karşılarken: Her Pazar Kabir Başında
Erol Öner için 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü artık eski neşesini yitirmiş durumda. Depremden önce meslektaşlarıyla bir araya gelip güzel ve neşeli bir ortamda kutladıkları bu özel günün, evlatlarının kabirde yattığı gerçeğiyle derin bir hüzne büründüğünü ifade eden Öner, "10 Ocak'ı buruk yaşıyoruz yani eskisi gibi olmuyor, çocuklarımız orada yatarken" sözleriyle yaşadığı tarifsiz üzüntüyü kelimelere döküyor. Eşiyle birlikte her pazar kaybettiklerinin kabirlerini ziyaret ederek acılarını tazeleyen Öner, hayata yeniden adapte olmaya çalışsa da eski neşesini bir türlü yakalayamadığını belirtiyor. Bu haftalık ziyaretler, onun için sadece bir anma değil, aynı zamanda dinmeyen bir özlemin ve kaybedilenlerin anılarını yaşatma çabasının da bir parçası.
Medya Emekçilerinin Direnişi: Bir Toplumun Yaraları
Erol Öner'in yaşadığı bu trajik kayıplar, deprem bölgesindeki tüm gazetecilerin ortak bir hüznü haline geldi. Türkiye genelindeki basın camiası, zorlu koşullara rağmen kamuoyunu bilgilendirme görevini aksatmadan sürdüren basın emekçilerinin, bu tür felaketlerde ne denli büyük bedeller ödeyebileceğinin altını çiziyor. Gazeteciler, hem toplumu doğru ve şeffaf bir şekilde bilgilendirme sorumluluğunu taşırken hem de kişisel yaşamlarında büyük zorluklarla mücadele ettikleri bu gibi dönemlerde dayanışmanın ve destek mekanizmalarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bölgedeki meslektaşları ve ulusal medya kuruluşları, Öner'in acısına ortak olurken, onun mesleki direnişini ve gazetecilik azmini saygıyla karşılıyor. Bu, aynı zamanda tüm zorluklara rağmen mesleğe sıkı sıkıya sarılmanın bir sembolü olarak da yorumlanıyor.
Yaraları Sarma Mücadelesi ve Geleceğin Işığı
Yaşadığı tarifsiz acıya rağmen, gazetecilik mesleğinin kendisini hayata bağladığını dile getiren Erol Öner, habere ulaşma ve gerçeği aktarma azmini koruyor. "İnşallah bu günleri de atlatırız" diyerek hem kendi hem de depremzede tüm vatandaşların yarınlara dair umudunu dile getiren Öner'in ve diğer depremzede gazetecilerin bu direnişi, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nün anlamını çok daha farklı bir boyuta taşıyor. Bu sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda kişisel kayıpların ve toplumsal sorumluluğun ağır yükünü taşıdıkları bir anma, bir direniş ve bir umut sembolü haline geliyor. Türkiye'nin dört bir yanındaki gazeteciler, bu zorlu süreçte mesleki etiği ve kamuoyunu doğru bilgilendirme misyonunu sürdürerek, bölgenin yeniden inşasına ışık tutmaya ve yarınlara umutla bakmaya devam ediyor. Erol Öner gibi isimler, felaketlerin izlerini silme ve toplumu yeniden ayağa kaldırma mücadelesinde kalemin ne denli güçlü bir silah olduğunu gösteriyor. Geçen bir yıl, yaraların tamamen sarılması için yeterli olmasa da, bu direniş ruhu ve mesleki adanmışlık, bölgenin fiziksel ve ruhsal yeniden inşası için ilham verici birer örnektir. Gelecek nesillere aktarılacak bu hikayeler, yaşanan büyük felaketin unutulmamasını ve benzer acıların bir daha yaşanmaması adına toplumsal bilincin sürekli canlı tutulmasını sağlayacaktır. Gazeteciler, bu süreçte sadece haber aktaran değil, aynı zamanda umudun ve direncin sesi olmaya devam edecektir. Bölgenin yeniden imarı ve toplumsal travmaların aşılması sürecinde medyanın bilgilendirici ve birleştirici rolü büyük önem taşımaktadır.