Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı, yayımladığı yıllık raporda, 2025 yılı boyunca Kudüs ve işgal altındaki Batı Şeria’da İslami ve Hristiyan kutsal mekanlara yönelik ihlallerde ciddi bir artış yaşandığını açıkladı. Rapora göre, işgalci İsrail güçleri 2025’te Mescid-i Aksa’ya tam 280 kez baskın düzenlerken, El Halil’deki Harem-i İbrahim Camii’nde ise ezan 769 defa engellendi. Bu çarpıcı veriler, bölgedeki gerilimin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi ve kutsal mekanların statüsüne yönelik ihlallerin sistematik bir hal aldığını gösterdi.
Mescid-i Aksa'da Provoaktif Ritüeller ve Bakan Baskını
Bakanlık raporuna göre, Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınların tamamı İsrail polis ve askerlerinin yoğun koruması altında gerçekleşti. Bu baskınlar sırasında açık biçimde Talmudik ritüeller icra edildi. Secde, şofar (boru) üfleme, özel ibadet kıyafetleriyle toplu dualar gibi uygulamalarla Mescid-i Aksa’da fiili bir zaman-mekan bölünmesi dayatıldı. Ayrıca, Kudüs İslami Vakıflar İdaresine bağlı Aksa muhafızlarının görevlerini yerine getirmesi sistematik biçimde engellendi.
Raporda dikkat çekilen önemli bir detay da, Yahudi bayramları ve Ramazan ayı başta olmak üzere provokatif baskınların yoğunlaştığı oldu. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in, milletvekilleriyle birlikte "Kudüs Günü" olarak adlandırılan tarihte Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek içeride "kahinlerin bereketi" ritüelini icra etmesi, resmi düzeyde tehlikeli bir emsal oluşturduğu belirtildi. Bu tür eylemlerin Kudüs'ün ve özellikle Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik ihlallerin devam ettiğini gösterdiği, dini hassasiyeti artırdığı ve barış çabalarına darbe vurduğu uzmanlarca dile getiriliyor.
Harem-i İbrahim Camii'nde Süregelen İhlaller ve Tarihi Yük
El Halil’deki Harem-i İbrahim Camii’nde yaşanan ezan engellemeleri de rapora yansıyan bir diğer kritik detay oldu. Yıl boyunca 769 kez ezanın susturulması, ibadet özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamaları ortaya koyuyor. Bakanlık, caminin kutsiyetinin günlük uygulamalarla ihlal edildiğini, Müslümanların girişinin kısıtlandığını ve çeşitli tarihlerde kapatıldığını aktardı. Ayrıca camide İsrail bayraklarının asıldığı, şamdanlar yerleştirildiği ve gasbedilen bölümde gürültülü etkinlikler ile Talmudik dualar yapıldığı belirtildi.
İsrail makamlarının İslami bayramlarda camiyi Vakıflar İdaresine teslim etmeyi reddettiği, kapılara kilit takıldığı ve 15 Eylül 2025’te avluya ilişkin "istimlak" kararı alındığı hatırlatıldı. İran-İsrail gerilimi ve Yahudi bayramları gerekçe gösterilerek caminin toplam 23 gün kapalı tutulduğu, doğu kapısının ise yılbaşından bu yana açılmadığı bilgisi de raporda yer aldı.
Harem-i İbrahim'in Acı Geçmişi ve Statüsü
Harem-i İbrahim Camii'nin bugünkü karmaşık statüsü, 1994 yılında yaşanan acı bir olayla şekillendi. O dönemde Yahudi bir fanatiğin camide 29 Filistinli Müslümanı katletmesinin ardından, caminin yüzde 63’ünün Yahudilere, yüzde 37’sinin ise Müslümanlara tahsis edildiği bir bölünme yaşandı. Ezan odasının dahi gasbedilen bölümde kaldığı bu düzenleme, ibadet haklarına yönelik kısıtlamaların sembolü haline geldi. El Halil’de, İsrail’in tam kontrolündeki eski şehirde yaklaşık 400 yerleşimciyi koruyan 1500 askerin konuşlu olması, bölgedeki gerilimin boyutlarını ve asimetrik gücü gözler önüne seriyor.
Kudüs ve Batı Şeria'da Hristiyan Mekanlara Yönelik İhlaller
Raporda sadece İslami mekanlar değil, Hristiyan kutsal mekanlarına yönelik ihlaller de detaylandırıldı. Batı Şeria ve Kudüs’te toplam 45 caminin kısmen tahrip edildiği ya da baskına uğradığı belirtilirken, Hristiyanlara yönelik olarak da Kutsal Kabir Kilisesi’nde "Kutsal Cumartesi" döneminde kısıtlamalar getirildiği ve hacıların engellendiği bilgisi paylaşıldı. Bu durum, ihlallerin dini aidiyet gözetmeksizin tüm kutsal değerleri hedef aldığını ortaya koyuyor.
Uluslararası Tepkisizlik ve Filistin'in Bağımsızlık Talebi
Filistinli yetkililer, yaşanan bu eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ibadet haklarını ihlal ettiğini vurguluyor. Ancak bu tür ihlallerin uluslararası toplumda yeterince karşılık bulamaması, Filistinlilerin hak arayışlarını zorlaştırıyor. Bölge gözlemcileri, kutsal mekanlara yönelik bu baskınların ve ibadet engellemelerinin, uzun vadede daha büyük çatışmalara zemin hazırlayabileceği endişesini taşıyor. Diplomatik kaynaklar, benzer raporların Birleşmiş Milletler gibi platformlarda gündeme geldiğini ancak somut adımların sınırlı kaldığını belirtiyor.
Filistinli sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri ise, yaşananların sadece dini bir mesele olmadığını, aynı zamanda kültürel ve insani hak ihlallerinin de bir parçası olduğunu dile getiriyor. Onlara göre, Mescid-i Aksa ve Harem-i İbrahim Camii gibi bölgelerdeki statükonun korunması, bölgesel istikrar için hayati önem taşıyor.
Filistinliler, İsrail’in Doğu Kudüs’ü Yahudileştirme politikaları kapsamında Mescid-i Aksa başta olmak üzere kentin Arap ve İslami kimliğini hedef alan ihlallerini artırdığını vurgularken, Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin devleti talebini, uluslararası meşruiyet kararlarına dayandırmayı sürdürüyor. Bu politikaların, bölgenin geleceğini belirsizliğe sürüklediği ve barış ihtimalini daha da zayıflattığı belirtiliyor.