Halep'teki Gerilimde Kritik İddia: YPG'nin Sömürü Hedefi
Suriye'nin Halep kentinde yaşanan ve bölgesel dengeleri derinden etkileyen çatışmaların ardındaki gerçekler, güvenlik kaynaklarından gelen son dakika açıklamalarıyla gün yüzüne çıktı. Uzun süredir bölgede tırmanan gerilimin temelinde, terör örgütü YPG'nin Suriye'nin geleceğini ve zengin doğal kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda "sömürme" hedefi olduğu net bir dille vurgulandı. Özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunlaşan bu krizin, bir Arap-Kürt etnik çatışması olarak sunulmasının gerçekleri yansıtmadığı, sorunun YPG'nin stratejik hedefleri ve bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından kaynaklandığı belirtildi.
Halep'in Kadim Yükü: Kaynak Savaşı ve Bölgedeki Jeopolitik Çekişmeler
Suriye iç savaşı, sadece ideolojik farklılıkların değil, ülkenin stratejik doğal kaynakları üzerindeki kontrol mücadelesinin de bir arenası oldu. Petrol sahalarından su havzalarına, verimli tarım arazilerinden ticaret yollarına kadar her bir ekonomik değer, yıllardır süregelen vekalet savaşlarının ve gruplar arası rekabetin asıl itici gücünü oluşturdu. Bu bağlamda, Halep'te yaşanan güncel gerilim de Suriye'nin geleceğine yönelik daha büyük bir çıkar mücadelesinin yansıması olarak okunmalı. Terör örgütü YPG'nin, ele geçirdiği bölgelerin demografik yapısını kendi lehine değiştirme girişimleri ve kaynakları mutlak hegemonyası altına alma çabaları, Suriye'nin yeniden birleşme ve istikrar arayışlarını derinden etkileyen en kritik faktörlerden biri. Bu durum, örgütün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üzerindeki baskısını artırırken, ülkedeki siyasi uzlaşı zeminine de ciddi zararlar veriyor.
Masadaki Müzakerelerden Kandil'in 'Savaş' Emrine: Halep'te İkiyüzlü Strateji
Halep'teki gerilimin etnik bir zemine oturtulmasının gerçek dışı olduğu, güvenlik birimleri tarafından bir kez daha ısrarla yinelendi. Güvenlik kaynakları, "Halep'te yaşananlar Arap-Kürt çatışması değil. Çatışmaların esas sebebi YPG'nin Suriye'nin geleceğini ve kaynaklarını sömürme kaygısıdır" ifadeleriyle, örgütün ülkenin yeniden inşası yerine kendi hegemonyasını kurma hedefini açıkça ortaya koydu.
Suriye hükümeti, krizi diplomatik yollarla çözmek için aylardır süren yoğun bir çaba sarf etti. Yaklaşık 10 aydan beridir, 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde, YPG'nin Halep'teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini çatışmasız bir şekilde terk etmesi için çeşitli seviyelerde siyasi müzakereler yürütüldü. Ancak örgüt, bu süreçte masada zaman kazanma taktiğini uygularken, sahada Halep şehir merkezine yönelik saldırılarını, bölgeyi istikrarsızlaştırma ve sivilleri tehdit etme çabalarını ısrarla sürdürdü. Bölgedeki bu istikrarsızlık, sadece bölgenin güvenlik ve istikrarına değil, ekonomik kalkınmasına da ciddi bir tehdit oluşturarak Halep halkının yaşamını olumsuz etkiledi.
Gerilim, YPG unsurlarının Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı yol kontrol noktalarına düzenlediği son saldırılarla zirveye ulaştı. 05 Ocak 2026 tarihi itibarıyla tansiyonun yeniden yükselmesi üzerine, Suriye Savunma Bakanlığı, YPG'nin Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılması amacıyla sınırlı bir operasyon planladı ve uygulamaya koydu. Operasyonun planlama ve icra aşamalarında, bölgedeki Kürtler dahil tüm Suriye vatandaşlarının zarar görmemesi ve sivil kayıpların önüne geçilmesi için azami gayret sarf edildi. Bu insani yaklaşım çerçevesinde, SDG tarafıyla da çeşitli kanallardan irtibat kuruldu. İlk aşamalarda SDG Genel Komutanı Mazlum ABDİ, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham AHMED ve diğer bazı kilit isimlerin uzlaşıya açık bir tavır sergilediği belirtildi. Ancak bu ilk olumlu hava, operasyonun ilerleyen aşamalarında dramatik bir şekilde değişti. Şeyh Maksud'un dış mahalleleri çatışma olmadan YPG unsurlarından temizlenip Eşrefiye mahallesi boşaltıldıktan ve Şeyh Maksud mahallesi kuşatıldıktan sonra, güvenlik kaynaklarına göre, Kandil yönetiminden bölgede sıkışan unsurlarına doğrudan "kalın ve savaşın" talimatı geldi. Suriye ordusu, Kandil'in bu çatışma odaklı talimatına rağmen sivil hassasiyetini korumayı sürdürdü. YPG'nin uzlaşı yerine çatışmayı önceleyen bu sorumsuz tavrı nedeniyle, tüm kayıpların sorumluluğunun Kandil'de olduğu vurgulandı.
Sivil Halkın Dramı: Hastanelere Yerleşen Terör Örgütü, Canlı Kalkan Taktiği
YPG'nin bölgedeki insani değerleri hiçe sayan eylemleri de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Örgüt, Kürt mahallelerinde yaşayan insanları canlı kalkan ve atış mevzisi olarak kullanarak, sivil halkın can ve mal güvenliğini doğrudan tehlikeye atmayı sürdürdü. Suriye ordusunun Şeyh Maksud’un tümünde kontrolü sağlamış olmasına rağmen, hastane ve çevresindeki bazı binalara yerleşen YPG kadroları, hasta ve yaralıların hayatını da hiçe saydı. Suriye ordusunun sivil hassasiyeti gözetmesi ve sivil kaybına izin vermeme çabaları, YPG'nin hastaneye yerleşmesindeki esas neden olarak değerlendirildi. Örgütün bölgedeki tüneller aracılığıyla saklandıkları noktalardan yaptıkları keskin nişancı atışlarıyla pek çok Suriye güvenlik görevlisinin şehit olduğu da acı bir gerçek olarak kayıtlara geçti.
Ankara'dan Net Mesaj: MİT'in Diplomasi Çabaları ve 'Terörsüz Türkiye' Vizyonu
Türkiye cephesinde ise, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı'nın (MİT), olayların başladığı ilk anından itibaren uzlaşı ve diyalog yolu ile çatışmaların sonlanması için yoğun çaba gösterdiği ortaya çıktı. Sivillerin zarar görmeden bölgeden ayrılması için oluşturulmaya çalışılan uzlaşının YPG tarafından ısrarla engellendiği belirtildi. YPG'nin bölgede yaşananları Kürt halkına yönelik etnik bir saldırı olarak nitelemeye çalışması ise, eli silahlı bir terör örgütünün kendi çıkarları için temsilcisi olduğunu iddia ettiği Kürt halkının güvenliğini hiçe saymasından ve onları canlı kalkan olarak kullanmasından başka bir şey olarak yorumlanmadı. Bu durum, örgütün gerçek niyetlerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Ankara'nın Suriye politikasında YPG'yi bir terör örgütü olarak tanımlaması ve ülkenin kuzeyindeki yapılanmasına karşı duruşu biliniyor. Halep'teki bu yeni bilgiler, Türkiye'nin bölgedeki güvenlik endişelerinin haklılığına dair yeni ve güçlü bir argüman sunarken, uluslararası kamuoyunun Suriye'deki gelişmeleri daha geniş, tarafsız ve gerçekçi bir perspektiften değerlendirmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde başlatılan Terörsüz Türkiye sürecinin kararlılıkla devam ettiği ve söz konusu bu olayların bu süreci akamete uğratamayacağı kaydedildi. Türkiye, Suriye'deki her türlü gelişmeyi yakından izlediğini duyurdu.
Suriye'nin Yarını: Halep Gerilimi Bölgesel Güvenliği Nasıl Şekillendirecek?
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve güvenlik analistleri, Halep'teki son gelişmelerin Suriye denklemindeki karmaşıklığı bir kez daha su yüzüne çıkardığına dikkat çekiyor. Uzmanlar, "Bölgedeki güç dinamikleri, zaman zaman etnik çatışma görüntüsü verse de, temelinde jeopolitik ve ekonomik çıkarların yattığı sıklıkla gözlemleniyor. Bu açıklama, YPG'nin bölgedeki uzun vadeli hedeflerine yönelik ciddi bir uyarı niteliğindedir" değerlendirmesini yaptı. Kürt halkının Suriye'nin asli bir parçası olduğu ve Suriye'de rejimin yıkılmasından sonra etnik ve dini temelli ayrıştırıcı politikaların terk edildiği belirtildi. Temel amacın, Suriye’deki tüm unsurların katılacağı uzlaşı ve mutabakat ile ortak bir gelecek kurmalarının sağlanması olduğu ifade edildi. YPG'nin bu süreci sekteye uğratma çabaları, Suriye'nin barış ve istikrar arayışlarına büyük darbe vuruyor ve bölgedeki siyasi çözüm ihtimallerini zayıflatıyor.
Halep'teki bu gerilimin, Suriye'nin gelecekteki idari yapısı ve merkezi hükümetin otoritesi üzerindeki etkileri yakından izlenmeye devam edecektir. Bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesinde Halep'teki gelişmelerin kritik bir rol oynayacağı aşikardır. Suriye'nin geleceği, ancak tüm tarafların uzlaşı ve Suriye halkının bütünlüğüne saygı temelinde atılacak adımlarla inşa edilebilecektir.