Halep'in Kalbinde Tırmanan Gerilim: Kandil'in Sabotajı Orta Doğu'yu Sarsıyor
Suriye iç savaşının en kritik ve binlerce yıllık tarihe tanıklık etmiş kadim kentlerinden Halep'in kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan çatışmalar ve artan sivil kayıplar, bölgedeki tansiyonu zirveye taşıdı. Şam yönetiminin bu stratejik bölgelerdeki YPG/SDG unsurlarına yönelik başlattığı harekatın ardında, güvenlik kaynaklarından gelen açıklamalarla sarsıcı bir gerçek ortaya çıktı: Halep'teki kayıpların ve gerilimin temel sorumlusu olarak doğrudan Kandil işaret edildi. Güvenlik kaynakları, mahallelerdeki tehlikeli durumun ve hassas bir mutabakatın akamete uğramasının Kandil'den gelen talimatlar neticesinde geliştiğini net bir dille vurguladı. Bu müdahale, zaten kırılgan olan Suriye çözüm sürecini daha da karmaşık hale getirdi.
Halep'in Can Damarı: Şeyh Maksud ve Eşrefiye Neden Bu Kadar Kritik?
Binlerce yıllık tarihe tanıklık etmiş Halep'in, özellikle kuzeydeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, sadece coğrafi konumuyla değil, yoğun nüfusu, kritik ticaret yolları üzerindeki kontrolü ve enerji nakil hatlarına yakınlığıyla kentin adeta can damarını oluşturuyor. Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana farklı silahlı grupların çekişme alanı haline gelen bu bölgeler, son yıllarda YPG/SDG kontrolündeydi. Şam yönetimi, aylardır süren diplomatik çabalarla, bu hassas mahallelerin çatışmasız bir şekilde YPG tarafından terk edilmesini, kamu kurumlarının yeniden işlerlik kazanmasını ve bölgenin güvenliğinin merkezi hükümet güçlerine devredilmesini talep ediyordu. Bu girişimler, bölgede istikrarı yeniden sağlamayı ve sivillerin güvenliğini temin etmeyi amaçlıyordu. Ancak sahadaki gelişmeler, bu siyasi ve diplomatik yolların tıkandığını, bölgenin yeni bir çatışma döngüsüne sürüklendiğini gösteriyor. Halep'in kaderi, Suriye'nin geleceği için büyük önem taşıyor.
On Aylık Oyalama Süreci ve Kandil'in 10 Mart Mutabakatı'na Darbesi
Güvenlik kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Şam yönetimi ile YPG'nin yerel komutanları arasında yaklaşık on ay boyunca yoğun ve kapsamlı siyasi müzakereler yürütüldü. Bu görüşmeler, bölgedeki gerilimi düşürme ve kalıcı bir çözüm bulma umuduyla geçtiğimiz 10 Mart'ta kritik bir mutabakatla sonuçlandı. “10 Mart Mutabakatı” olarak adlandırılan bu anlaşma, YPG'nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden kademeli olarak çekilmesi, yerel idarenin Şam yönetimine devri ve bölgenin güvenliğinin ulusal güçler tarafından sağlanması gibi temel maddeleri içeriyordu. Ancak, bu mutabakatın uygulanması aşamasında Kandil'den gelen doğrudan talimatlar, süreci tamamen rayından çıkardı. Kandil'deki üst düzey yöneticiler, YPG'nin yerel unsurları üzerindeki baskılarıyla anlaşmanın maddelerinin hayata geçirilmesini engelledi ve on aylık oyalama sürecini akamete uğrattı. Şam yönetiminin bu sabotaj karşısında sabrının tükendiği ve Halep'teki stratejik çıkarlarını korumak adına askeri operasyon başlatma kararı aldığı belirtiliyor. Bu durum, bölgedeki aktörlerin meşru diplomatik çabalarının terör örgütü tarafından nasıl baltalandığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Geçmişten Gelen Bir Strateji: Kandil'in Sabotaj Sicili ve Haseke Örneği
Bölge analistleri ve güvenlik uzmanları, Kandil'in yerel dinamikleri ve anlaşmaları sabote etme sicilinin yeni olmadığını vurguluyor. Geçmişte de Suriye'nin kuzeydoğusundaki farklı bölgelerde, yerel halkın çıkarlarına hizmet edebilecek benzer mutabakatların dış müdahalelerle engellendiği biliniyor. Örneğin, 2021 yılında Haseke'de yerel aşiretler ve Şam yönetimi arasında olası bir ateşkes ve idari düzenleme çabaları, Kandil'in ideolojik hegemonyasını tehdit ettiği gerekçesiyle başarısızlıkla sonuçlandırılmıştı. O dönemde, aşiret liderlerinin merkezi yönetimle yaptığı görüşmeler, Kandil'den gelen militanların tehditleri ve yerel unsurlara uygulanan baskılar nedeniyle sekteye uğramış, bölgede tansiyonun yükselmesine neden olmuştu. Bu tür engellemeler, çatışmaların derinleşmesine, yüz binlerce sivil halkın göçe zorlanmasına ve bölgenin istikrarsızlığa mahkum edilmesine yol açtı. Kandil'in Halep'teki son hamlesi de bu kötü şöhretli sabotaj zincirinin yeni bir halkası olarak görülüyor; yerel halkın huzurunu ve güvenliğini hiçe sayarak kendi örgütsel ve ideolojik çıkarlarını her şeyin üzerinde tuttuğunu bir kez daha gösteriyor. Bu durum, örgütün terör faaliyetlerinin sadece silahlı çatışmalarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda bölgesel diplomasiyi ve barış çabalarını da hedef aldığını kanıtlıyor.
Ankara'dan Halep'e Kritik Bakış: Bölgesel Güç Dengeleri Nasıl Şekilleniyor?
Halep'teki bu yeni gerilim, Suriye'nin kuzeyindeki karmaşık güç dengelerini daha da sarsacak nitelikte. Kandil'in doğrudan müdahalesiyle sonuçsuz kalan müzakereler ve ardından gelen askeri harekat, Şam yönetiminin bölgedeki egemenliğini yeniden tesis etme konusundaki kararlılığını pekiştiriyor. Bu durum, YPG'nin yerel unsurlarını da ya Şam'a uyum sağlama ya da çatışma riskini göze alma gibi zor bir seçimin eşiğine getiriyor. Bölge analistleri, mevcut durumun sadece Halep'le sınırlı kalmayıp, Suriye genelindeki çatışma potansiyelini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin güney sınırında terörle mücadeledeki haklılığını ve Suriye'nin kuzeyinde terör örgütlerinin yarattığı istikrarsızlığı bir kez daha uluslararası kamuoyunun dikkatine sunuyor. Ankara, uzun süredir terör örgütlerinin Suriye'nin kuzeyindeki varlığının Türkiye'nin ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturduğunu vurgulamaktadır. Bu yeni krizin, Türkiye'nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları gibi daha önceki sınır ötesi operasyonlarının haklılığını teyit ettiği ve Ankara'nın bölgesel güvenlik stratejilerini gözden geçirme ihtimalini güçlendirdiği belirtiliyor.
- Önümüzdeki dönemde Şam yönetiminin askeri operasyonlarını yoğunlaştırması beklenirken, bu durumun zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirmesi, sivil kayıpları artırması ve yeni bir göç dalgasına yol açmasından endişe ediliyor.
- Rusya ve İran gibi Suriye'deki diğer etkili aktörlerin bu duruma nasıl bir reaksiyon vereceği de merak konusu. Özellikle Rusya'nın, Şam yönetiminin operasyonlarına vereceği destek, sahadaki dengeleri belirleyici rol oynayabilir.
- Gelişmelerin, uluslararası kamuoyunun dikkatini bir kez daha Suriye'deki terör örgütlerinin faaliyetlerine, bölgesel istikrara yönelik tehditlere ve uluslararası hukuk ihlallerine çekeceği öngörülüyor.
Halep'in Geleceği ve Orta Doğu'da İstikrarın Sınavı
Halep'teki son gelişmeler, Suriye'deki iç savaşın sadece silahlı çatışmalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahaleleriyle şekillenen karmaşık bir güç mücadelesi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kandil'in yerel uzlaşıları sabotajı, bölgenin istikrara kavuşmasının önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Bu durum, hem Şam yönetimi hem de uluslararası toplum için kritik bir sınav niteliğinde. Halep'in kaderi, Suriye'nin geleceğinin ve geniş Orta Doğu coğrafyasında istikrarın ne yöne evrileceğinin önemli bir göstergesi olacak. Bölgedeki tüm tarafların, sivillerin güvenliğini ve insani durumu önceliklendiren, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çözüm için terör örgütlerinin sabotajına karşı ortak bir duruş sergilemesi hayati önem taşıyor.