İçeriğe Atla

Şehirleri Kuraklığa Hazırlamanın Yolu: Yağmur Suyu Hasadı Teklif Edildi

Şehirleri Kuraklığa Hazırlamanın Yolu: Yağmur Suyu Hasadı Teklif Edildi 📰 Gündem
AI destekli
... 6 dk Kaynak

Şehirleri Kuraklığa Hazırlamanın Yolu: Yağmur Suyu Hasadı Teklif Edildi

Su Stresindeki Türkiye İçin Radikal Çözüm: Kentsel Yağışlar Fırsata Dönüşüyor

Küresel iklim krizi, son yıllarda Türkiye'yi de derinden etkileyen kuraklık endişelerini zirveye taşırken, su yönetimi stratejileri her zamankinden daha kritik bir hale geldi. Özellikle büyük metropollerde ve yarı kurak coğrafyalarda yaşayan şehirler için su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Bu hayati dönemde, Karabük Üniversitesi Orman Fakültesi'nden Prof. Dr. Cumhur Güngöroğlu, YeniTürk Haber Merkezi'ne ve Anadolu Ajansı (AA) muhabirine yaptığı özel açıklamalarda, şehirlerin geleceğini şekillendirebilecek radikal ve sürdürülebilir bir çözüm sundu: Yağmur ve kar suyu hasadı.

Geçmişten Bugüne Su Alarmı: Türkiye'nin Kuraklık Direnişi

Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla su stresi yaşayan bir ülke olup, geçmişte birçok kez kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Özellikle son 10 yılda yaşanan şiddetli kuraklıklar, baraj doluluk oranlarını kritik seviyelere düşürmüş, tarımsal üretimi ve içme suyu teminini tehdit etmiştir. Örneğin, 2020-2021 ve 2023 yıllarında İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde su kıtlığı alarmı verilmiş, kent ekonomileri üzerinde de ciddi baskılar oluşmuştur. O dönemde, su tasarrufu kampanyaları hız kazanmış, ancak kalıcı çözümlerin gerekliliği daha da belirginleşmiştir. Bu durum, sadece anlık çözümlerin değil, topyekûn ve uzun vadeli su yönetimi politikalarının ne denli elzem olduğunu acı bir şekilde ortaya koymuştur. Prof. Dr. Güngöroğlu'nun önerisi, tam da bu bağlamda, şehirlerin su bağımlılığını azaltma potansiyeliyle öne çıkıyor ve ülkenin su güvenliğine stratejik bir katkı sunmayı hedefliyor.

Prof. Güngöroğlu'ndan Vizyoner Çağrı: Şehirler Kendi Suyunu Üretmeli

Prof. Dr. Güngöroğlu, özellikle Karabük il genelinde etkili olan ve son yıllarda bölgenin ihtiyaç duyduğu yoğun kar yağışlarının bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bilim insanları ve çevre uzmanları, Türkiye'nin de içinde bulunduğu yarı kurak coğrafyada su rezervlerinin azaldığına dikkat çekerek, alternatif su temini yöntemlerinin hayati önem taşıdığını uzun süredir belirtiyordu. Güngöroğlu'nun çağrısı, bu ihtiyaçlara pratik ve sürdürülebilir bir yanıt sunuyor; kentlerin afet durumuna gelebilen kar ve yağmur yağışlarını fırsata çevirerek kendi doğal ve yenilenebilir kaynaklarını üretebilir duruma gelmesi gerektiğini savunuyor. Bu sayede şehirler, meteorolojik afetlere dirençli yapılar kazanarak geleceğe daha güvenle bakabilir.

Dünyadan İlham Veren Modeller: Sünger Şehirler ve Yeşil Kentler

Güngöroğlu, yağmur suyu hasadının uluslararası alanda birçok kent tarafından başarıyla uygulandığını aktardı. Bu uygulamaların en bilinenlerinden biri, Çin'de 'sünger şehirler' adı altında başlayan büyük ölçekli projeler. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da 'yeşil şehirler' ismiyle yürütülen çalışmalar, şehir yüzeylerine düşen yağışın geri kazanılmasının ne denli kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Bu modeller, sadece su kıtlığıyla mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda kentsel ekosistemleri zenginleştirerek şehirlerin yaşam kalitesini artırıyor ve çevresel sürdürülebilirliğe önemli katkılar sunuyor. Bu uluslararası deneyimler, Türkiye için de uygulanabilir ve sonuç odaklı bir yol haritası sunuyor.

Kentsel Alanlarda Su Hasadı: Mekanizmalar ve Potansiyel

Profesör Güngöroğlu, özellikle yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde boşa akan yağmur sularının yanı sıra, şehir yüzeylerine, caddelere, yollara, kaldırımlara ve çatılara düşen karın da yağmur suyu hasadı olarak geri kazanılması gerektiğini dile getirdi. Güngöroğlu'na göre, bu sistemin temelinde yollara ve caddelere düşen karın, geçirgen ya da sünger malzemeyle toplanması ve belli kapalı havuzlarda, alanlarda veya açık göletlerde biriktirilmesi yatıyor. Bu sayede toplanan su, yaz aylarında tekrar kullanıma açılabiliyor ve kentsel susuzluk riskini önemli ölçüde azaltıyor. Güngöroğlu, su biriktirmenin sadece kar yağışı olarak düşünülmemesi gerektiğini de ekleyerek, "Doğadaki su, ormanlık ve dağlık alanlara düşen sudan bahsetmiyorum. İlçe ve şehir merkezlerine düşen, geçirimli yüzeylerle elde edilen su miktarından bahsediyorum. Onların kazanılmasıyla yazın susuzluğu gidermemiz mümkün." ifadesini kullandı. Bu yaklaşım, kentsel alanların doğal döngüsünü akıllıca yönetme potansiyeli taşıyor.

Ekonomik ve Stratejik Kazanımlar: Şehirler İçin Yeni Bir Başlangıç

Ekonomistler, ilk yatırım maliyetlerine rağmen yağmur ve kar suyu hasadı projelerinin uzun vadede su faturalarında ve altyapı yükünde ciddi tasarruflar sağlayacağını öngörüyor. Güngöroğlu, toplanan bu suyun şebeke suyuna olan bağımlılığı azaltacağını, özellikle yaz aylarında yaşanan su kesintilerinin önüne geçebileceğini belirtiyor. Kentsel peyzaj sulamasından yangın söndürme depolarının doldurulmasına, endüstriyel kullanımdan hatta ileri arıtma yöntemleriyle içme suyuna kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebilecek bu sistemler, şehirlerin su stresini önemli ölçüde hafifletebilir. Profesör, "Kentlerin bu şekilde kendi su üretimini artırarak tüketimine katkı sağlaması lazım." diyerek bu stratejik dönüşümün altını çizdi. Bu model, aynı zamanda yerel ekonomiye yeni iş alanları açarak bölgesel kalkınmayı da destekleyebilir, su güvenliğini ulusal bir öncelik haline getirebilir.

Türkiye'den Ortak Akla Çağrı: Ulusal Bir Su Hasadı Stratejisi

Prof. Dr. Güngöroğlu, bu işin "masraflı ve teknolojik bir iş" olduğunu ve "altyapı yatırımı yapılması gerektiğini" vurguladı. Bu nedenle, yerel yönetimlerin bu konuda teşvik mekanizmaları oluşturarak halkın ve özel sektörün katılımını artırması gerektiği dile getiriliyor. Ancak Güngöroğlu, bu denli büyük ve stratejik bir konunun "kentlerin tek başına çözebileceği bir iş olmadığını" belirterek, "bunun topyekûn bir Türkiye politikası olması gerekiyor" çağrısında bulundu. Profesör, "Doğadan bedava kullanıyorduk bazı şeyleri. Artık onun sonuna geliyoruz. İster merkezi yönetim, ister kent yönetimi, ister birey olarak evimizde bile yapabileceğimiz işler var. Bu su üretimini, su hasadını kendimiz de yavaş yavaş yapmamız gerekiyor." sözleriyle hem kurumsal hem de bireysel sorumluluğun altını çizdi. Bu yaklaşımla meteorolojik afetlere dirençli şehirler kurmanın mümkün olacağına dikkat çekti ve su kaynakları yönetiminde merkezi bir stratejinin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Ankara'nın bu konuyu ulusal gündeme taşıması ve entegre bir eylem planı hazırlaması gerektiği vurgulandı.

İklim Paradoksu ve Gelecek Senaryoları: Ani Değişimlere Hazırlık

Güngöroğlu, iklimdeki ani ve sert değişimlere de değinerek kritik uyarılarda bulundu. Profesör, bol yağışlı bir dönemden sadece birkaç ay sonra şiddetli bir kurak döneme geçilebileceğine dikkat çekerek, bu kar yağışına güvenip su tüketimini artırmama, aksine suyu dikkatli kullanmaya devam etme çağrısı yaptı. Güngöroğlu, "Bu kuraklıklar kazanılan suyun buharlaşmasını sağlayacaktır." diyerek toplanan suyun buharlaşma riskine karşı da dikkatli olunması gerektiğini belirtti. İklimdeki değişikliklerin "klasik yaklaşımdaki hesapları alt üst edebilecek, birbirine zıt meteorolojik karakterli afetleri arka arkaya" getirebileceği değerlendirmesinde bulunması, su yönetiminde esnek ve öngörülü politikaların ne denli elzem olduğunu ortaya koyuyor. Bu ani geçişler, su rezervlerinin sürdürülebilirliğini tehdit eden en büyük faktörlerden biri olarak gösteriliyor ve gelecekteki su planlamalarını yeniden şekillendirme zorunluluğunu ortaya koyuyor.

Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Dönüşüm Kaçınılmaz: Türkiye'nin Su Güvenliği Hamlesi

Prof. Dr. Güngöroğlu'nun önerisi, sadece kuraklıkla mücadele etmekle kalmayıp, aynı zamanda şehirlerin ekolojik ayak izini küçültme ve daha yaşanabilir kentler yaratma hedeflerine de hizmet ediyor. Çevre örgütleri ve kentsel planlamacılar, suyun döngüsel ekonomiye dahil edilmesinin, gelecek nesiller için sürdürülebilir bir yaşam alanının teminatı olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, sadece bir su yönetimi stratejisi değil, aynı zamanda iklim krizine karşı topyekûn bir direnişin ve geleceğe yönelik stratejik bir yatırımın parçası olarak görülüyor. Türkiye'nin bu çağrıya kulak vermesi, su zengini olmayan bir ülke olarak gelecek nesillere daha yaşanabilir ve dirençli şehirler bırakmanın anahtarı olabilir. Bu dönüşüm, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası iklim hedeflerine ulaşmasında da kilit bir rol oynayacaktır ve ülkenin bölgesel su güvenliğindeki konumunu güçlendirecektir.

Bu haber, yapay zeka teknolojisi destekli olarak hazırlanmıştır. Detaylı bilgi için Editoryal Politikamızı inceleyebilirsiniz. Orijinal kaynak: kaynak habere git

Sonraki haber yükleniyor...
Otomatik yükleme durduruldu
© 2026 YeniTürk Hakkımızda