Akdeniz'in Çifte Tacı: Antik Kentler ve Görkemli Endemik Yaşam
Akdeniz'in gözbebeği Antalya, binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapan tarihi yapılarıyla olduğu kadar, coğrafyasına özgü, paha biçilmez endemik ve nadir bitki türleriyle de dünya sahnesindeki eşsiz yerini sağlamlaştırıyor. Bölgenin bu iki kadim hazinesini bir araya getiren ve geleceğe taşımayı hedefleyen öncü bir proje sayesinde, yerli ve yabancı ziyaretçiler doğa ve tarihle iç içe, bilgiyle donatılmış unutulmaz bir deneyime davet ediliyor. Proje koordinatörü, Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Gökhan Deniz'in ifadesiyle, antik kentler adeta kentlerin gözbebeği konumunda; şimdi bu gözbebeklerinin doğal mirası da bilimsel yöntemlerle güvence altına alınıyor.
Uluslararası İş Birliğiyle Biyoçeşitlilikte Yeni Bir Ufuk
Yürütücülüğünü Antalya Orkidelerini ve Biyolojik Çeşitliliğini Koruma Derneği (ANTOK)'nin üstlendiği ve Prof. Dr. İsmail Gökhan Deniz'in koordinatörlüğünü yaptığı "Apollo'dan Athena'ya Antik Kentler ve Endemik Çiçekler Projesi", Sivil Toplum Diyaloğu Programı kapsamında Avrupa Birliği (AB) fonlarıyla önemli bir destek buldu. Bu kapsamlı proje, sadece Antalya'daki Termessos, Side, Perge, Aspendos ve Phaselis gibi beş antik kentin coğrafi sınırları içinde varlık gösteren endemik ve nadir bitki türlerini titizlikle tespit edip koruma altına almakla kalmadı, aynı zamanda Yunanistan'daki dört antik kentle de stratejik bir iş birliği geliştirdi. Bu uluslararası ortaklık sayesinde, biyoçeşitlilik izleme metotları AB standartlarında geliştirilerek Türkiye'de uygulanma şansı buldu ve böylece bölgenin doğal mirasının korunmasında küresel bir yaklaşım benimsendi.
Her Antik Kente Özgü Bir Yeşil Destan: Mercek Altındaki Hassas Türler
ANTOK Projeler Sorumlusu ve flora izleme uzmanı Pınar Kınıklı'nın da aktif olarak görev aldığı bilim insanlarının yoğun saha çalışmaları sonucunda, bu nadir türlerin sadece o antik kent sınırlarında yayılış gösteren alanları tek tek belirlenerek haritalandı ve özel koruma statüsüne alındı. Proje kapsamında belirlenen beş antik kent; sadece taş yığını ve kültürel kalıntı değil, aynı zamanda yaşayan birer doğal miras alanı olarak öne çıkıyor. Her bir antik kentin adeta kendine özgü birer yeşil destanı andıran endemik türleriyle anıldığı bu çalışmada; Termessos çiğdemi, Side Canavar otu, Perge hava civası, Aspendos Toros orkidesi ve Phaselis burçağı gibi yalnızca bu bölgelerde bulunan ve dünya biyoçeşitliliği için hayati öneme sahip türler en ince detayına kadar mercek altına alındı. Bu türlerin ekolojisi son derece dar ve hassas olduğundan, korunmaları büyük bir önem taşıyor.
Bilgilendirme ve Dijitalleşmeyle Yükselen Farkındalık: Bilgiye Erişimin Yeni Yolları
Projenin başarısı, bitkilerin tespiti ve korunmasıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda geniş kapsamlı bir farkındalık ve eğitim ağı da oluşturuldu. Pınar Kınıklı'nın aktardığına göre, akademisyenler, arkeologlar, turist rehberleri ve kamu kurumlarının çevre koruma ile ilgili birimlerinde çalışanları bir araya getirilerek kapsamlı eğitimler düzenlendi. Bu eğitimler sayesinde, antik kentlerin sadece tarihi öğelerden ibaret olmadığı, kültürel miras olan bitkilerin de korunması gerektiği toplum tarafından daha iyi algılandı. Öyle ki, kazı başkanlarının dahi artık kazı çalışmalarında türlerin yayılış alanlarına dikkat etmeye başladığı gözlemlendi. Ziyaretçilere yönelik olarak hazırlanan bilgilendirme panoları ve rehberli turların yanı sıra, projenin en yenilikçi adımlarından biri de “Apollo'dan Athena'ya Antik Kentler ve Endemik Çiçekler” adlı bir kitapçık ve mobil uygulama oldu. Bu kitapçıkta sadece beş endemik tür değil, bölgedeki diğer tüm çiçek ve bitkiler de detaylı olarak yer aldı. Antik kent girişlerine yerleştirilen QR kodlu tabelalar sayesinde, ziyaretçiler telefonlarına indirecekleri aplikasyonla hangi mevsimde hangi endemik türlerle karşılaşacaklarını kolayca öğrenebiliyor ve böylece doğayla etkileşimleri artırılıyor.
Bin Yıllık Mirasın Kırılgan Dengesi: İnsan ve Doğa Arasında Köprü
ANTOK Projeler Sorumlusu Pınar Kınıklı, saha çalışmaları sırasında karşılaştıkları düşündürücü bir anıyı paylaşarak toplumu bilgilendirmenin kritik önemini bir kez daha vurguladı: "Çalışmamız sırasında antik kentte gezerken endemik çiğdemi çok güzel görüp kulağının arkasına takan insanlarla karşılaştık. Onlara bu durumu anlattığımızda çok üzüldüler." Bu durum, 2 bin yıllık lahitlerin yanında binlerce yıldır yaşayan endemik bitkilerin varlığının ve korunmasının ne denli hassas ve hayati olduğunu gözler önüne seriyor. Kınıklı, antik kentlerdeki endemik bitkilerin ekolojisinin çok dar ve kırılgan olduğuna dikkat çekerek, binlerce yıl önce de insanların bu türleri koruduğuna ve ilgilendiğine dikkat çekti; bazı lahit ve antik kapıların üzerine endemik bitkilerin işlendiğini gördüklerini belirtti. Proje koordinatörü Prof. Dr. İsmail Gökhan Deniz de antik kentlerin, zengin arkeolojik ürünlerin varlığı nedeniyle toplum tarafından sıkça ziyaret edilmesinin, dünyada sadece bu bölgelerde yaşam alanı bulan türler üzerinde bir noktaya kadar insan baskısı oluşturabildiğine işaret etti. Deniz, "Tehdit altındaki türleri örnek olacak şekilde korumak ve geleceğe aktarmak istiyoruz" diyerek, yürütülen koruma tedbirleri ve ziyaretçilerin bilgilendirilmesiyle türlerin yayılışının arttığını ve artık daha güvende olduğunu kaydetti.
Geleceğe Yönelik Vizyon: Sürdürülebilir Turizmde Antalya Modeli Uluslararası İlgi Odağı
Uzmanlar, "Apollo'dan Athena'ya Antik Kentler ve Endemik Çiçekler Projesi"nin sürdürülebilir turizm açısından taşıdığı stratejik öneme vurgu yapıyor. Sektör temsilcileri, Antalya'nın zaten zengin olan turizm potansiyeline, doğa ve kültür eksenli yeni bir boyut katıldığını ve bu sayede deniz-kum-güneş üçlemesinin ötesine geçerek daha bilinçli, nitelikli ve ekoturizme meraklı turist profillerini çekebileceğini belirtiyor. Özellikle botanik ve ekoturizme ilgi duyan grupların Antalya'ya olan ilgisi bu proje sayesinde önemli ölçüde arttı. ANTOK Projeler Sorumlusu Pınar Kınıklı da projenin başarısından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya'da uygulanan bu modelin, benzer doğal ve kültürel zenginliklere sahip diğer antik kentlere de yayılması gerektiğini ifade etti. Koruma altına alınan bitki türleri arasında, sadece bu bölgeye özgü olan ve başka hiçbir yerde bulunmayan çok sayıda bitki yer alıyor. Antik kentlerde yürütülen bu kapsamlı çalışmalar ve elde edilen olumlu geri dönüşler, projenin gelecekte diğer bölgeler için de ilham verici bir rol model olabileceği öngörüsünü güçlendiriyor. "Apollo'dan Athena'ya" projesi, doğanın ve tarihin iç içe geçtiği bir gelecek vizyonunu Antalya'dan tüm dünyaya sunarak, nadir doğal mirasın gelecek nesillere aktarılmasında öncü bir rol üstleniyor ve Türkiye'nin kültürel ile doğal zenginliklerini bir kez daha gözler önüne seriyor.